23 Mart 2016 Çarşamba

Şahmeran + Tur takvimi + Yazar Tanıtım + Yorum

07:43, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:

     


   Kitap adı: Şahmeran: Efsanenin Adı
   Yazarı: Hatice Üzgül
  Yayın evi: Portakal yayınları
  Sayfa sayısı: 188
  Kitaba puanım: 10/6.5      
                           


     
                                                                              ***
22 - 26 Mart Tarihi Arasındaki Tur Takvimi

1. Gün:
Tur Takvimi + Çekiliş + Yorum | Son Sayfası "Hayat"
2. Gün:
Kitap & Yazar Tanıtımı + Yorum | Rabi'nin Güncesi
3. Gün
4. Gün:
5. Gün:
Alıntılar | Elsa'nın Kitaplığı
***






Yazar Tanıtım



            Hatice Üzgül, 1980 yılı İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesinde Reklamcılık bölümü okuduktan sonra uzun yıllar bir çok ajansta reklam yazarlığı yapmıştır. Avrasya Yazarlığı Birliğin'den yazarlık eğitimini aldıktan sonra ilk hikaye kitabı olan"Gece Yolcusu'nu" çıkarmıştır. İlk romanı ise bir efsane üçlemesinin ilk bebeği olan Şahmeran'dır.

Yazarın şimdiye kadar 2 kitabı çıkmıştır. Yayın hayatında kendisine başarılar diyorum.



Yorumum




          Hepinize merhaba! Yeni bir blog turu ile karşınızdayım bugün. Son zamanlar da ciddi anlamda kitap okuyamama problemim var. Sanırım blog turları da olmasa, kitap yüzü görmeyeceğim…
        Şahmeran: Efsanenin Adı! Kitabımızın ismi gayet de ilgi çekici ama değil mi? İçi de bir o kadar öyle ama. Yorumuma geçmeden önce kısa bir tanıtım yapayım hemen. 
       Şahmeran efsanesin belki duymuşsunuzdur. Duymadıysanız da açıp bir okumakta fayda var. Efsaneler zaten hep ilgimi çekmiştir. Kitabımız da, Camsab isimli kahramanımız küçük bir köyde dünyaya geliyor. Babası o daha küçükken ölmüş, annesi ve anneannesi ile yaşıyor. Artık belirli bir yaşa geldiğinde evin sorumluluğunu üstüne alması gerekiyor ve eski haylazlıklarını bırakıp oduncu çırağı olarak işe başlıyor. Bir gün ustasının izin vermesi ile işten o gün ayrılan Camsab, eski günlerine dönmek için, eski arkadaşlarının olduğu grubun yanına gidiyor ve gene eski günlerde olduğu gibi bal yemek için onları ikna ediyor. Ama artık herkes büyük. Çıkarlar ön planda ve diğerlerinin amacı Camsab'ın aksine az bir bal yeyip eğlenmek değil, ticarete dönüştürmek. Balları topladıktan sonra, bir kuyunun başına gidiyorlar ve Camsab'ı aşağıya indiriyorlar su için. Ve hikayemiz burada başlıyor. Camsab'ı kuyuya düşürüp orada bırakıyorlar. Camsab ümitsizliğe düştüğü anda onu kurtaran Şahmeran oluyor. Şahmeran yarı insan yarı yılan bir yaratık.



       Yorumuma gelecek olursak, buraya kadar bence harika gidiyordu. Bundan sonrası da aslında çok güzeldi. Yazarın dilini sevdim, biraz ilk başta bocaladım gibi ama alıştım. Kitap her anlamda zevkli geçti benim için. Ama yazarımız bir çok eski yaratılış mitlerini, bazı peygamberler ile alakalı hikayeleri'de katmış. Tek başlarına hepsi güzeldi. Hatta - ım burası spoi olacak mı emin değilim ama öyleyse özür dilerim. *.* - Babil ile Kabil hikayesine farklı bir boyut katışı vardı ki hoşuma gitti ama azıcık da olsa rahatsız etti. Cidden çoğu hikaye tek başına aşırı hoşuma gitti ama art arda gelmeleri birazcık kafamı karıştırdı. Ama kesinlikle baya bir postit yapıştırdığım bir tur kitabı oldu. Bence güzeldi, okunası idi. Eğer eski mitlere ilgi duyuyorsanız okumanızı tavsiye ederim. Yazarın diğer kitabını bir süre sonra okumayı düşünüyorum.


Bol kitaplı günler dilerim!



12 Mart 2016 Cumartesi

( GKBT) Matthew Quıck - Her İşte Bir Hayır var - Yorum + Playist

13:50, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:


   




             Hepinize merhabaa! İkinci turumuzu Feniks yayınlarından çıkan Her İşte Bir Hayır Var kitabı ile yapıyoruz. İlk önce söylemeden geçemeyeceğim ki bütün tur grubu kızları olarak kapak da ki cips gibi gözüken aslında midye olan - evet ben hala inanamıyorum :D - o turuncu şeyler çok fazla zorladı bizi. Ama ben o mükemmel irademle yıkılmadım, diyetimi bozmadım! :D - Evet yazar burada diyette olduğunu vurguluyor-  

         Uzun zamandır okuduğum farklı bir tarz da kurguydu öncelikle iyi geldi bana. Hikayemiz mektuplardan oluşuyor. Bartholomew Neil, 38 yıl boyunca annesi ile yaşadıktan sonra ve son anlarında mış gibi yaptıktan sonra annesinin ölümü ile kendine yeni bir sayfa açmaya karar veriyor. Bir gün annesinin iç çamaşırı çekmecesinde bulduğu bir mektup ile hayatı da değişiyor. Mektup Richard Gere adılı bir ünlüden " Tibet'e Özgürlük" konulu bir yazı içeriyor. Annesi ise bu adama öyle hayran ki sadece bir kere alsa da, adamın ismini sayıklamaktan vazgeçememiş. Ve Bartholomew, bunun bir kozmik bağlantı olduğunu düşünür ve Richard'a mektuplar yazmaya başlar.

    Konu en kısa haliyle böyle. Bence kitap cidden çok iyiydi. Bir adamın hayatını eline alışını okuduk bu mektuplarda... Düşüncelerini, arkadaşlıkları, aşklarını, inançları vb bu tür duygularını dile getirmekten korkmayan cesur bir adamdı bence kahramanımız. Ben çok sevdim yani. Ve en önemlisi yalnızlıktan kurtulan bir adamın hikayesi çok etkileyici idi. Ben severim bu tür konuları. Erkeklerin o dünyası ilgimi çeker direk zaten. Biraz fazla küfür vardı ama beni o kadar da rahatsız etmedi. Göz ardı edilebilecek bir şey... Ve kendinizi kitaba tamamen bırakabilirsiniz.

      Son olarak kitap cidden çok iyi dersler veriyor. En önemlisi ise birbirinizin hayatına sihirler katın olur mu? Sevdiklerinize peri masalını yaşatın... Kendiniz olun bir kere. Mış gibi yapmayın, siz olun. Arkadaş edinin, sevgili yapın... Bu kitap sadece 38 yaşında olan ve şimdiye kadar annesi ile yaşamış bir adamın hayatı değil, sizin hayatınıza da bir ders bence. Çok etkilendim.

    Bol kitapları günler dilerim!









                         
Playist



  ( Neden Youtube videosu yükle yemediğimi anlayamadım ama ben size okurken dinlediğim, beni kitap ile bütünleştiren müziklerin isimlerini yazıyorum şimdilik.)


                  
   

                     James Vincent Mc Morrow - Higher Love


                    Saturn Missiles - Today İs The Day

                    Norah Jones - Sunrise



              Ben genelde playistimden bunları açarak dinledim. Umarım sizde beğenirsiniz. Sevgiyle kalın. ^^ 

                  




                






6 Mart 2016 Pazar

Evrenin Ötesi ( Evrenin Ötesi 1) - Beth Revıs - Yorum

07:23, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:




   

            Amy’nin genetik uzmanı annesi ve savaş analizi uzmanı babası yeni bir gezegende insanlığın ilk tohumlarını atmak ve yaşam şartlarını uygun hale getirebilmek üzere Finansal Kaynak Borsası tarafından işe alınır. Yeni gezegene varmak 300 yıl süreceği ve Amy sadece on yedi yaşında olduğu için özel bir izin ile o da bu yolculukta ailesine katılır.
Kendilerinin de aralarında bulunduğu 100 kişilik bilim insanı ve savaş uzmanı dondurularak geminin kargo bölümüne 300 yıl sonra yeni gezegene iniş yapıldığında uyandırılmak üzere yerleştirilir. Ama yüzlerce yıl sürecek olan bu yolculuk için evet demeden önce Amy’nin 50 yıl erken uyandırılacağından haberi yoktu... Üstelik kendi kurallarıyla yaşayan cesur yeni bir dünyaya gözlerini açmayı hiç ummamıştı.

     Amy uyandırılışının bir teknik arıza olmadığını anladığı andan itibaren onun neredeyse ölümüne sebep olan kişiyi bulmak için zamana karşı bir yarışa girer. Çünkü donma haznesinin fişi çekilmiştir ve şüpheliler listesindeki isimler ise sadece birkaç bin kişilik gemi sakinlerine aittir. Gemide birisi donma haznelerinin fişlerini çekip kaçıyor ve vaktinde çözüldükleri fark edilmeyen kurbanlar dondurucu sıvıda boğuluyor. Eğer Amy hemen bir şeyler yapmazsa ailesi bir sonraki kurbanlar olabilir.

    Ama şüpheli listesindeki isimlerden biri Amy için farklı anlamlar ifade ediyor: genç, asi ve zeki Çırak, geminin gelecekteki lideri ve hazırlıksız yakalandığı bir aşk.

                                                               

                                                     





                       Orjinal adı: Across The Universe
                       Yayın evi: Olimpos
                       Yazar: Beth Revis
                       Puanım: 10 




                Uzun zaman sonra kitap yorumuyla tekrar buradayım. Hepinize kocaman merhabalar! Bu ara hem - tekrar- YGS stresi, hem de birazcık kitap okuyamam durumumdan dolayı pek yanaşamadım bu taraflara. Ocak ve Şubat ayında toplasanız 11 kitap falan okumuşumdur. Ne yapacağım derken, kütüphanem de Tüyap'dan beri duran - 4 ay kadar geçti üzerinden - seri gözüme çarptı ve hemen başlayayım dedim. Üç kitabı 30 tl gibi bir rakama almıştım... İyi ki de başlamışım diyorum şuan. An itibarıyla bitti ve gerisini okumak için sabırsızlanıyorum. Ben genelde içinde aşk, sevgi olmayan bilim kurgu tarzı kitapları fazla sevmem. Bunun için de hem aşk vardı, hem bolcana maceralar. Güzel bir Bilim kurgu, Distopya olmuştu. 
            





İnsanlığın yaşaması için bir grup bilim adamı, ordudan alanlarında başarılı  insanlar dondurularak uzay da yeni bir gezene gönderiliyorlar. Bu 301 yıl sürecek bir yolculuk... Dondurma işlemi biraz sıkıntılı, okurken kötü hissettim biraz. İşkence gibi resmen, düşünemiyorum üstümde denendiğini... Esas kızımız Amy ise kitapta ki tabir ile 'Önemsiz kargo' Annesi bir genetik uzmanı ve babası da savaş analizi uzmanı. Annesi kızının kendileri ile gelmesini çok istiyor ama babası dondurulmadan önce Amy'e bir şans veriyor. İstersen çıkıp gidebilirsin. Tabi Amy gitmiyor ve o da yüz yıllar sonra başka bir gezen de uyandırılmak üzere donduruluyor.


       Kitabımız Amy'nin bakış açısından anlatılmasının yanında, bir de çok önemli ve benim çok sevdiğim karakterler arasında olan Çırak'ın ağzından anlatılıyor. Bir bölüm Amy ve bir bölüm Çırak. Gemi de sükunetin sağlaması için, insanların barışçıl yaşaması için Bilge var. Ve onun eğittiği gelecek nesile lider olacak kişi de Çırak. Her şey yolunda giderken, Amy bir anda uyandırılıyor. Genetik olarak gemide ki insanlardan çok farklı bir yapıda. Gemidekiler tek tip insanlar olmasına karşın o Güneş-Dünya'dan - Dünya'ya bu şekilde hitap ediliyor- gelen kızıl saçlı, yeşil gözlü birisi. Ve buradan sonrası zaten su gibi akıyor gidiyor... Baya heyecanlı. Geminin içinde ki sistem şok edecek şekilde... Yazar cidden hayal gücünü kullanmış. Ama kim  uyandırdı ve neden uyandırıldığı bilinmiyor. Gemide ki insanların çoğu Amy karşı ön yarılı. Ama zaten ailesi ve diğer dondurulan insanlar tehlike de. Çırak ve Harley - bu çocuğa çok üzülüyorum ve çok seviyorum- ile gemide ki saklanan sırları ortaya çıkartıyorlar. Harley'in pek etkisi yok aslında ama Amy'nin yanında duran iki insandan birisi sadece. O yüzden de bu karaktere karşı ayrı bir sempatim oluştu.

       Ayrıca gemi - 
Godspeed ismi - cidden harika bir yapı. Devasa denilen tür de. İçin de sahte de olsa bir güneş bile var. Hayvan çiftlikleri, tarlalar, hastane...  Yazarın kurguyu işleyişi çok güzeldi. Tabi kim demiş sorunsuz bir şekilde, vaktin de yeni dünya'ya ulaşacaklarını? Sorunlar olmadan olur mu? Asla. :D Okumalısınız bu seriyi. İkincisine geçmek için sabırsızlanıyorum.


Bol kitaplı günler dilerim!




Kendi kendime işte yıldızların sırrı da bu, dedim. Sonunda, hepimiz yalnızız. Ne kadar yakın görünürseniz görünün, size kimse dokunamaz. - Amy





                       

                                                      

23 Mart 2016 Çarşamba

Şahmeran + Tur takvimi + Yazar Tanıtım + Yorum


     


   Kitap adı: Şahmeran: Efsanenin Adı
   Yazarı: Hatice Üzgül
  Yayın evi: Portakal yayınları
  Sayfa sayısı: 188
  Kitaba puanım: 10/6.5      
                           


     
                                                                              ***
22 - 26 Mart Tarihi Arasındaki Tur Takvimi

1. Gün:
Tur Takvimi + Çekiliş + Yorum | Son Sayfası "Hayat"
2. Gün:
Kitap & Yazar Tanıtımı + Yorum | Rabi'nin Güncesi
3. Gün
4. Gün:
5. Gün:
Alıntılar | Elsa'nın Kitaplığı
***






Yazar Tanıtım



            Hatice Üzgül, 1980 yılı İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesinde Reklamcılık bölümü okuduktan sonra uzun yıllar bir çok ajansta reklam yazarlığı yapmıştır. Avrasya Yazarlığı Birliğin'den yazarlık eğitimini aldıktan sonra ilk hikaye kitabı olan"Gece Yolcusu'nu" çıkarmıştır. İlk romanı ise bir efsane üçlemesinin ilk bebeği olan Şahmeran'dır.

Yazarın şimdiye kadar 2 kitabı çıkmıştır. Yayın hayatında kendisine başarılar diyorum.



Yorumum




          Hepinize merhaba! Yeni bir blog turu ile karşınızdayım bugün. Son zamanlar da ciddi anlamda kitap okuyamama problemim var. Sanırım blog turları da olmasa, kitap yüzü görmeyeceğim…
        Şahmeran: Efsanenin Adı! Kitabımızın ismi gayet de ilgi çekici ama değil mi? İçi de bir o kadar öyle ama. Yorumuma geçmeden önce kısa bir tanıtım yapayım hemen. 
       Şahmeran efsanesin belki duymuşsunuzdur. Duymadıysanız da açıp bir okumakta fayda var. Efsaneler zaten hep ilgimi çekmiştir. Kitabımız da, Camsab isimli kahramanımız küçük bir köyde dünyaya geliyor. Babası o daha küçükken ölmüş, annesi ve anneannesi ile yaşıyor. Artık belirli bir yaşa geldiğinde evin sorumluluğunu üstüne alması gerekiyor ve eski haylazlıklarını bırakıp oduncu çırağı olarak işe başlıyor. Bir gün ustasının izin vermesi ile işten o gün ayrılan Camsab, eski günlerine dönmek için, eski arkadaşlarının olduğu grubun yanına gidiyor ve gene eski günlerde olduğu gibi bal yemek için onları ikna ediyor. Ama artık herkes büyük. Çıkarlar ön planda ve diğerlerinin amacı Camsab'ın aksine az bir bal yeyip eğlenmek değil, ticarete dönüştürmek. Balları topladıktan sonra, bir kuyunun başına gidiyorlar ve Camsab'ı aşağıya indiriyorlar su için. Ve hikayemiz burada başlıyor. Camsab'ı kuyuya düşürüp orada bırakıyorlar. Camsab ümitsizliğe düştüğü anda onu kurtaran Şahmeran oluyor. Şahmeran yarı insan yarı yılan bir yaratık.



       Yorumuma gelecek olursak, buraya kadar bence harika gidiyordu. Bundan sonrası da aslında çok güzeldi. Yazarın dilini sevdim, biraz ilk başta bocaladım gibi ama alıştım. Kitap her anlamda zevkli geçti benim için. Ama yazarımız bir çok eski yaratılış mitlerini, bazı peygamberler ile alakalı hikayeleri'de katmış. Tek başlarına hepsi güzeldi. Hatta - ım burası spoi olacak mı emin değilim ama öyleyse özür dilerim. *.* - Babil ile Kabil hikayesine farklı bir boyut katışı vardı ki hoşuma gitti ama azıcık da olsa rahatsız etti. Cidden çoğu hikaye tek başına aşırı hoşuma gitti ama art arda gelmeleri birazcık kafamı karıştırdı. Ama kesinlikle baya bir postit yapıştırdığım bir tur kitabı oldu. Bence güzeldi, okunası idi. Eğer eski mitlere ilgi duyuyorsanız okumanızı tavsiye ederim. Yazarın diğer kitabını bir süre sonra okumayı düşünüyorum.


Bol kitaplı günler dilerim!



12 Mart 2016 Cumartesi

( GKBT) Matthew Quıck - Her İşte Bir Hayır var - Yorum + Playist



   




             Hepinize merhabaa! İkinci turumuzu Feniks yayınlarından çıkan Her İşte Bir Hayır Var kitabı ile yapıyoruz. İlk önce söylemeden geçemeyeceğim ki bütün tur grubu kızları olarak kapak da ki cips gibi gözüken aslında midye olan - evet ben hala inanamıyorum :D - o turuncu şeyler çok fazla zorladı bizi. Ama ben o mükemmel irademle yıkılmadım, diyetimi bozmadım! :D - Evet yazar burada diyette olduğunu vurguluyor-  

         Uzun zamandır okuduğum farklı bir tarz da kurguydu öncelikle iyi geldi bana. Hikayemiz mektuplardan oluşuyor. Bartholomew Neil, 38 yıl boyunca annesi ile yaşadıktan sonra ve son anlarında mış gibi yaptıktan sonra annesinin ölümü ile kendine yeni bir sayfa açmaya karar veriyor. Bir gün annesinin iç çamaşırı çekmecesinde bulduğu bir mektup ile hayatı da değişiyor. Mektup Richard Gere adılı bir ünlüden " Tibet'e Özgürlük" konulu bir yazı içeriyor. Annesi ise bu adama öyle hayran ki sadece bir kere alsa da, adamın ismini sayıklamaktan vazgeçememiş. Ve Bartholomew, bunun bir kozmik bağlantı olduğunu düşünür ve Richard'a mektuplar yazmaya başlar.

    Konu en kısa haliyle böyle. Bence kitap cidden çok iyiydi. Bir adamın hayatını eline alışını okuduk bu mektuplarda... Düşüncelerini, arkadaşlıkları, aşklarını, inançları vb bu tür duygularını dile getirmekten korkmayan cesur bir adamdı bence kahramanımız. Ben çok sevdim yani. Ve en önemlisi yalnızlıktan kurtulan bir adamın hikayesi çok etkileyici idi. Ben severim bu tür konuları. Erkeklerin o dünyası ilgimi çeker direk zaten. Biraz fazla küfür vardı ama beni o kadar da rahatsız etmedi. Göz ardı edilebilecek bir şey... Ve kendinizi kitaba tamamen bırakabilirsiniz.

      Son olarak kitap cidden çok iyi dersler veriyor. En önemlisi ise birbirinizin hayatına sihirler katın olur mu? Sevdiklerinize peri masalını yaşatın... Kendiniz olun bir kere. Mış gibi yapmayın, siz olun. Arkadaş edinin, sevgili yapın... Bu kitap sadece 38 yaşında olan ve şimdiye kadar annesi ile yaşamış bir adamın hayatı değil, sizin hayatınıza da bir ders bence. Çok etkilendim.

    Bol kitapları günler dilerim!









                         
Playist



  ( Neden Youtube videosu yükle yemediğimi anlayamadım ama ben size okurken dinlediğim, beni kitap ile bütünleştiren müziklerin isimlerini yazıyorum şimdilik.)


                  
   

                     James Vincent Mc Morrow - Higher Love


                    Saturn Missiles - Today İs The Day

                    Norah Jones - Sunrise



              Ben genelde playistimden bunları açarak dinledim. Umarım sizde beğenirsiniz. Sevgiyle kalın. ^^ 

                  




                






6 Mart 2016 Pazar

Evrenin Ötesi ( Evrenin Ötesi 1) - Beth Revıs - Yorum





   

            Amy’nin genetik uzmanı annesi ve savaş analizi uzmanı babası yeni bir gezegende insanlığın ilk tohumlarını atmak ve yaşam şartlarını uygun hale getirebilmek üzere Finansal Kaynak Borsası tarafından işe alınır. Yeni gezegene varmak 300 yıl süreceği ve Amy sadece on yedi yaşında olduğu için özel bir izin ile o da bu yolculukta ailesine katılır.
Kendilerinin de aralarında bulunduğu 100 kişilik bilim insanı ve savaş uzmanı dondurularak geminin kargo bölümüne 300 yıl sonra yeni gezegene iniş yapıldığında uyandırılmak üzere yerleştirilir. Ama yüzlerce yıl sürecek olan bu yolculuk için evet demeden önce Amy’nin 50 yıl erken uyandırılacağından haberi yoktu... Üstelik kendi kurallarıyla yaşayan cesur yeni bir dünyaya gözlerini açmayı hiç ummamıştı.

     Amy uyandırılışının bir teknik arıza olmadığını anladığı andan itibaren onun neredeyse ölümüne sebep olan kişiyi bulmak için zamana karşı bir yarışa girer. Çünkü donma haznesinin fişi çekilmiştir ve şüpheliler listesindeki isimler ise sadece birkaç bin kişilik gemi sakinlerine aittir. Gemide birisi donma haznelerinin fişlerini çekip kaçıyor ve vaktinde çözüldükleri fark edilmeyen kurbanlar dondurucu sıvıda boğuluyor. Eğer Amy hemen bir şeyler yapmazsa ailesi bir sonraki kurbanlar olabilir.

    Ama şüpheli listesindeki isimlerden biri Amy için farklı anlamlar ifade ediyor: genç, asi ve zeki Çırak, geminin gelecekteki lideri ve hazırlıksız yakalandığı bir aşk.

                                                               

                                                     





                       Orjinal adı: Across The Universe
                       Yayın evi: Olimpos
                       Yazar: Beth Revis
                       Puanım: 10 




                Uzun zaman sonra kitap yorumuyla tekrar buradayım. Hepinize kocaman merhabalar! Bu ara hem - tekrar- YGS stresi, hem de birazcık kitap okuyamam durumumdan dolayı pek yanaşamadım bu taraflara. Ocak ve Şubat ayında toplasanız 11 kitap falan okumuşumdur. Ne yapacağım derken, kütüphanem de Tüyap'dan beri duran - 4 ay kadar geçti üzerinden - seri gözüme çarptı ve hemen başlayayım dedim. Üç kitabı 30 tl gibi bir rakama almıştım... İyi ki de başlamışım diyorum şuan. An itibarıyla bitti ve gerisini okumak için sabırsızlanıyorum. Ben genelde içinde aşk, sevgi olmayan bilim kurgu tarzı kitapları fazla sevmem. Bunun için de hem aşk vardı, hem bolcana maceralar. Güzel bir Bilim kurgu, Distopya olmuştu. 
            





İnsanlığın yaşaması için bir grup bilim adamı, ordudan alanlarında başarılı  insanlar dondurularak uzay da yeni bir gezene gönderiliyorlar. Bu 301 yıl sürecek bir yolculuk... Dondurma işlemi biraz sıkıntılı, okurken kötü hissettim biraz. İşkence gibi resmen, düşünemiyorum üstümde denendiğini... Esas kızımız Amy ise kitapta ki tabir ile 'Önemsiz kargo' Annesi bir genetik uzmanı ve babası da savaş analizi uzmanı. Annesi kızının kendileri ile gelmesini çok istiyor ama babası dondurulmadan önce Amy'e bir şans veriyor. İstersen çıkıp gidebilirsin. Tabi Amy gitmiyor ve o da yüz yıllar sonra başka bir gezen de uyandırılmak üzere donduruluyor.


       Kitabımız Amy'nin bakış açısından anlatılmasının yanında, bir de çok önemli ve benim çok sevdiğim karakterler arasında olan Çırak'ın ağzından anlatılıyor. Bir bölüm Amy ve bir bölüm Çırak. Gemi de sükunetin sağlaması için, insanların barışçıl yaşaması için Bilge var. Ve onun eğittiği gelecek nesile lider olacak kişi de Çırak. Her şey yolunda giderken, Amy bir anda uyandırılıyor. Genetik olarak gemide ki insanlardan çok farklı bir yapıda. Gemidekiler tek tip insanlar olmasına karşın o Güneş-Dünya'dan - Dünya'ya bu şekilde hitap ediliyor- gelen kızıl saçlı, yeşil gözlü birisi. Ve buradan sonrası zaten su gibi akıyor gidiyor... Baya heyecanlı. Geminin içinde ki sistem şok edecek şekilde... Yazar cidden hayal gücünü kullanmış. Ama kim  uyandırdı ve neden uyandırıldığı bilinmiyor. Gemide ki insanların çoğu Amy karşı ön yarılı. Ama zaten ailesi ve diğer dondurulan insanlar tehlike de. Çırak ve Harley - bu çocuğa çok üzülüyorum ve çok seviyorum- ile gemide ki saklanan sırları ortaya çıkartıyorlar. Harley'in pek etkisi yok aslında ama Amy'nin yanında duran iki insandan birisi sadece. O yüzden de bu karaktere karşı ayrı bir sempatim oluştu.

       Ayrıca gemi - 
Godspeed ismi - cidden harika bir yapı. Devasa denilen tür de. İçin de sahte de olsa bir güneş bile var. Hayvan çiftlikleri, tarlalar, hastane...  Yazarın kurguyu işleyişi çok güzeldi. Tabi kim demiş sorunsuz bir şekilde, vaktin de yeni dünya'ya ulaşacaklarını? Sorunlar olmadan olur mu? Asla. :D Okumalısınız bu seriyi. İkincisine geçmek için sabırsızlanıyorum.


Bol kitaplı günler dilerim!




Kendi kendime işte yıldızların sırrı da bu, dedim. Sonunda, hepimiz yalnızız. Ne kadar yakın görünürseniz görünün, size kimse dokunamaz. - Amy