14 Temmuz 2017 Cuma

Tadımlık Aşk / İlknur Birdal / Mortena Yayınları - Yorum

14:11, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:



                                                    KİTAP YORUMU



   
 İlknur Birdal zaten yazımını çok sevdiğim nadir Türk yazarlardandır. Konuları da, yazımı da etkiler beni. Tadımlık Aşk daha aşağı kalmadı, tepelere çıktı. Genelde romanlarda evliliğe kadar olan okunur. Şu sonsuza kadar mutlu yaşadılar meselesi işte. Gerçekten de öyle mi? Burçak ve Dinçer hızlı bir flört döneminden sonra dünya evine adım attılar. Ama bu bir son değil başlangıçtı. Zaten hep böyle değil midir aslında? Neden hikayenin sonu bitmiş gibi davranırız anlamam.
      Cicim ayları biter, aşkın o kalbi hızlandıran zamanları geçer ve asıl karakterler ortaya çıkar. Dinçer de Burçak da birbirine her konuda zıt iki karakter olarak çıkıyor karşımıza. Mutlu başlayan birlikteliğin trajikomik hikayesini okuyoruz. Birisi ayakkabı manyağı, diğeri kravat. İkisi de inat, ikisi de aşık. Eğlenceli ve komik diyaloglar zaten kitap boyu gülümsetti beni. Genelde işe giderken ya da dönerken okumaya fırsat bulduğumdan otobüs ve metroda ki tüm insanlar manyak sırıtışıma şahit oldu. :D
    İkisi de birbirini çok yanlış anlıyor. Hatalarını göremeyip, suçu hep karşısındakinde arıyorlar. İkisi de haklı ama ikisi de haksız. Belki Dinçer gözüm de bir tık daha haksız. Arka kapak yazısında da dediği gibi " Bir kravat ve ayakkabı ne kadar sorun olabilirdi ki?" Emin olun çoook fazla. Harika bir yazım, harika karakterler. Masalın devamı olduğunu da gösteren bir kitap. Maalesef evlenip de sonsuza dek mutlu yaşayamıyoruz. Ama asıl olay bu ya. Zıtlıklarımız ile de olsa birbirimize saygı duymak. Ben bu kitabı da, çifti de çok sevdim. Sizin de seveceğinizden eminim. Ellerine sağlık İlknur ablam. Yeni kitabını dört gözle bekliyorum. 

11 Temmuz 2017 Salı

İlknur Birdal - Tadımlık aşk - Mortena Yayınları + Yazar ve Kitapları Hakkında Bilgi

13:24, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:


   Hepinize kucak dolusu selamlar :) Yine sıcak bir yaz akşamından yazıyorum bu satırları. Biz yine harika bir tur ile geldik. Biraz da formatta değişikliğe gittik. Çok da güzel oldu, harika oldu. Size tatlı yazarımız ve kitaplarımız hakkında bilgi vermeye geldim bu sefer. Hadi bakalım beni takip edin. :)



 



 Sevgili İlknur Birdal,

        1987 yılında İstanbul'da doğdu. Yazma aşkını ilk olarak ortaokul sıralarında keşfeden yazarımızın gün yüzüne çıkmayı bekleyen şiirleri de varmış. Sırasıyla; Satılık ve Karanlığın Külleri hikayelerini kitaplaştıran yazarımızın 3. kitabı da eğlenceli dili, aşık olunası karakterleri ve komik diyaloglarıyla Tadımlık Aşk oldu.
   Ayrıca kendisini görmüş ve tanımış birisi olarak, kendi fikrimi de söylemek istiyorum; Kesinliklikle harika ötesi, şen şakrak bir insan olmasının yanında tertemiz kalbi de var. :)

   Sosyal platformda aktif olarak yazmaya devam eden yazarımızın sırada ki kitabını tüm okurları gibi Gevezeler olarak biz de dört gözle bekliyoruz. :)





                      SATILIK




          

Arka Kapak Tanıtımı


             
Her aşk kendi sınavıyla cebelleşir.


Devran ve Hüzün…





     Onların yolu bir bar kapısında kesişti. Kader hiç ummadıkları anda, hiç ummadıkları bir yerde onları bir araya getirdi. Hayatın karşısında yeteri kadar kırılan kalpleri yeni bir serzenişi daha kaldırabilecek miydi?

Hüzün’ün korumak istediği kalbi, Devran’ın hayatını karmaşalar içine sürükleyen sırları vardı. Pis bir barın üst katında sahip olduğu kızın hayatının bilmecesi olacağını hiç hesaplamamıştı. 
Sırlar ortaya çıktıkça değişen hayatlara, her aşkın kendi içinde verdiği savaşlara şahit olacaksınız.

“Sana sahip olmak hayatımda yaptığım tek doğruydu. Söylemesi biraz tuhaf olsa da, hayatım boyunca satın aldığım en güzel hediyesin.”

“Sen benim başıma gelen en güzel yanlıştın. Seni Seviyorum Devran… Mutluluk benim için senin dudaklarının arasında ve sen bu gece sadece beni sevdiğini fısılda…”



KARANLIĞIN KÜLLERİ







ARKA KAPAK TANITIMI


           Bir adam, küllerinden yeniden doğabilir mi? Ve bir kadın, zifiri karanlık bir yüreğe ne kadar dokunabilir? Kalbini korumak için acımasız birine dönüşen bir adam ve aşkı için savaşmayı seçen bir kadın. Afra ve Devrim'in amansız mücadelesi… Amansız bir mücadeledir aşk; kendinle savaşırsın, duygularınla savaşırsın, sevdiğinle savaşırsın. Bir an gelir ayrılıkla savaşırsın. Acısıyla, yokluğuyla, özlemiyle savaşırsın. Amansız savaşın hiç bitmez aslında. Âşık olduğunda savaşmayı göze almalısın. “Seninle ben olmayacak Devrim biz olacağız. Bir bütün olacağız. Hem de öyle güzel olacağız ki, bakan hayran, duyan âşık olacak.”




TADIMLIK AŞK





ARKA KAPAK TANITIMI



 






“Bir dünya inatlaşma ve çekişme, bir o kadar büyük bir aşk ancak bu kadar güzel ve eğlenceli bir şekilde yansıtılabilir.”
Zeynep Saraç, Bir Parça Masal, Ceylan ve Nar Çiçeği kitaplarının yazarı

“Tadımlık Aşk, damağınızda tadına asla doyulmaz bir lezzet bırakacak…” Aslıhan Akagöz, Çirkin Güzel, Senden Bebek istiyorum kitaplarının yazarı
 
“Romantik bakışmalar, heyecanlı buluşmalar, kalpte kelebekler, mide de oluşan kördüğümler… Sonrası evlilik, balayı ve cicim ayları…”

Dinçer ve Burçak Soysal çifti hızlı bir flörtün ardından, soluğu nikâh masasında almışlardı. Aşkın o tatlı heyecanı yerini dinginliğe bıraktığında, birbirlerine zıt olan karakterleri ortaya çıktı.
 Ve her şey sorun olmaya başladı.
“Bir kadın mutfağa girmekten neden nefret eder? Bu kadar ayakkabıyla bir cinayet mi planlıyor? Ve nasıl bu kadar dağınık olmayı başarabiliyor?”
“Bir adam nasıl bu kadar düzen hastası olabilir? İşinden başka hiçbir şey düşünmez mi? O kravatları mezara mı götürecek?” Bir kravat ve ayakkabı ne kadar sorun olabilirdi ki?

“Tek sorun kravatlar.”
“Bence ayakkabılar.” 
“Hepsini çöpe atmak istiyorum.” 
“Ayakkabıları mı?”
“Hayır, sevgilim, kravatlarını…”

Evlilik aşkı öldürüyor mu? Cevabı ararken biraz eğlenmeye ne dersiniz?

2 Temmuz 2017 Pazar

Elya Şeytanı - Hasibe - Ephesus Yayınları - Yorum

05:52, BY Rabia Yentür - 1 yorum:



             Yeni bir yorum gününden daha merhabalarrr! Nasılsınız bakalım? Ben harika bir kitap okudum ve çook iyiyim. Bu sıcak havalara rağmen...



                    Kitap yorumu



      Ne yalan söyleyeyim, Elya Şeytanına çok ön yargılı başladım. Ne kitabı ne de yazarı daha önce duymuştum. Ama resmen daha ilk bölümden kitap sen misin bana ön yargılı yaklaşan diye suratıma sayfaları çarptı. Edremit'in en zengin ailelerinden birisinin kızı olan Asi, tam bir edebiyat sevdalısı ama Ulu Musa dedesi sayesinde kendisini Ziraat Mühendisliği bölümünde bulur. Okulunu bitirip de şehrine geri döndüğünde kalbini hiç beklemediği bir sürpriz beklemektedir. Doktor Koray.
     Sakin, efendi, kendi halinde bir adam. Asi'nin tam tersi yani. Bazı noktalarda gıcık olsam da kendisine, içinde ateşli bir herif yatıyor. Ulu Musa'yı ise sevip sevmemek arasında çok gittim hatta çoğunlukta sevmedim. Ben zaten bu tip, aileyi yöneten, aile içindeki evliliklere karar veren otoriter tipleri doğru bulmadığımdan zor oldu benim için kendisi. Ama Musa dedeyi her okuduğumda aklıma Hulusi Kentmen geldi benim. Eğer o dönemlerde biz dizi ya da film olsaydı bu kesinlikle dede rolünde bu adam oynardı.

      Yan karakterleri Ege ve Reyhan olsun, gıcık ötesi manyak yenge olsun, annesi olsun, gıkını çıkaramayan babalar olsun hepsini bir şekilde sevdim de sevmedim de. Yazımı çok güzeldi. Yetenekli. Kurgu yerine çok güzel oturmuştu. Emeğine sağlık yazar hatun, başta ön yargılı davrandığım için affet. Yeni kitabını sabırsızlıkla bekliyorum. 

23 Mayıs 2017 Salı

( GKBT ) Mehtap Soyuduru Çiçek - Pedina - Eftalya Kitap - Geveze Magazin

05:19, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:
     Hepinize güzel bir günden merhabalar dilerim. J Biz kızlar aramızda konuştuk, hasbıhal ettik, madem adımız ‘ Geveze Kalemler’ dedik hakkımızı vermeliyiz diye düşündük. Ne yapabiliriz diye düşünürken, hem eğlenebileceğimiz, bilgiler verebileceğimiz, hem de biraz dedektiflik yapabileceğimiz bir şeye karar verdik. Hepiniz Geveze Magazin’e hoş geldiniz!
      Burada ne yapacağız? Sorusunu açıklamak istiyorum öncelikle. Kitap hakkında ki bazı bilgiler ışığında gevezelik edip, magazinci ruhumuzu ortaya koyacağız. Olayların gidişatıyla alakalı yorumlarda bulunup, fikrimizi ortaya koyacağız.


         İlk olarak kitap boyunca aklıma takılan bir takım soruları dökmek istiyorum ortaya. Ünlü bir iş adamının kızı Dudu Uyar faili meçhul bir cinayete kurban gitti. Burada dikkat etmemiz gereken nokta, Uyar kızının zengin bir aileye mensup olması. Ve tek çocukları olması… Olayın bu kısmı büyük ihtimal hepinizin aklına gelen şeyi benim de aklıma getirdi.

       Bu faili meçhul cinayet baba Yaman Uyar’a bir uyarı mı?

         İş hayatı acımasızdır, herkes bilir. Belki de Yaman Bey’in düşmanı bu şekilde gözdağı vermeye çalıştı? Ama dikkat çekmek istediğim bir diğer nokta ise baba Uyar’ın cenazede hiç ağlamamasıydı. Ağlamayı geçtim, gözlemlerime dayanarak üzülmediğini bile söyleyebilirim. Tabii bu daha farklı bir şekilde de açıklanabilir. Belki gösteremiyordu üzüntüsünü… Olabilir.

        Dudu Uyar’ın tek çocuk olduğunu ve renkli bir hayatı olduğunu biliyoruz. Arkadaşlarından alınan bilgilere göre erkeklerle arasının iyi olduğunu da… Soruşturmayı yürüten komiser birkaç kişinin ismini almış durumda. Bu bilgilerin ışığında esrarengiz cinayet çözülecek mi merak konusu.

     İkinci olarak Zehra komiser’e dikkat çekeceğim. Önemli bir isim Dudu Uyar. Elbette üstüne düşülen de bir konu oluyor. Ayrıca konumları dolayısıyla soruşturmanın gizli yürütüldüğünü aldı kaynaklarım.
    Peki, neden böylesine önemli bir cinayet dosyasına, daha önce saha görevinde bulunmamış bir komiser atanır?  Zehra mesleğinde 3. Yılını doldurmuş. Masa başında çalışmış ve ilk saha görevi de Dudu Uyar cinayeti. Zehra’nın acemi olduğu besbelli. Kaynaklarım, Zehra komiserin çoğu kez gözünün önündekileri kaçırdığını aktardı. Ben olsam böyle önemli bir konuda çaylak bir polisi asla kullanmam. Eğer seçiyorsam da bu soruşturmanın faillerinin gizli kalmasını istediğimden olur sadece. Ayrıca baba rolünde olduğumu düşünüyorum da kızımın soruşturmasını adım adım takip ederdim. Adım adım olamasa bile, tüm acemiliğini karşımda sergileyen bir polisi araştırırdım. Sonuçta kızım ölmüş ve katilini bulmak istiyorum değil mi?

    Ah, hayır bir şeyler ima etmiyorum. İşimi yapıyorum sadece.

         Üçüncü sorun ise neden böyle bir soruşturma da bir ortağı yok? Tehlikeli bir işe acemi bir polisi tek başına vermek ne kadar mantıklı? Ve kilit nokta olan Güven kim?

            Hala bir şeyler ima etmiyorum ama acemi bir komiseri koyup, bir de tek başına bırakıyorsanız ben bu dosyanın kapatılmaya çalıştığını düşünürüm. Belki akıllarında ki çok başkadır, kim bilir?
 
          Güven en başından beri esrarengizliğini koruyan bir adam. Kaynaklarım bana adamın Ağrılı olduğunu, tam bir doğu adamı olduğunu, kitap okumaya ve çay içmeye bayıldığını söyledi. Ayrıca Dudu konusunda sahiplenici olduğunu da… Bu şu soruyu doğuruyor? Güven ile Dudu arasında ne var?
    Ama Zehra Komisere verdiği ifade de aralarında özel bir durum olduğunu kesinlikle reddetti. Açıkçası bize inandırıcı da geldi. Ama tabii yine de tam olarak kimseye güvenmemeliyiz.
     Zehra bizim gibi düşünmüyor olmalıydı ki adam soruşturmada yanında olmayı teklif ettiğinde kabul etti.
   Tuhaf bir durum değil mi? Maktulun yakını ile soruşturmayı yürütmeyi teklif edecek kadar yakın oluyorsun. Hadi oldun, sonuçta sevdiği bir insanı kaybetmiş birisi. Soruşturmanın seyrini değiştirecek bir şeyler yapabilir.
   

      Cevaplanması gereken çok fazla soru var. Ben elimden geldiğince, gözlemlerimi ve kaynaklarımı kullanarak size bir şeyler aktarmaya uğraştım. Gerisi size kalmış. Hadi kitabı alın ve okumaya başlayın. Gizemin çözülmesinde ve genç bir kızın katilinin bulunmasında sizinde parmağınız olsun. 

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Pedina / Mehtap Soyuduru Çiçek / Eftalya Kitap - Yorum

05:23, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:




   




        

        Kitap Yorumu ~








    Yoruma nasıl başlayayım, nereden devam edeyim bilemiyorum şuan. Uzun zamandır böyle güzel ve içine çeken bir kitap okumamıştım çünkü.
     
           Ünlü bir iş adamının kızı olan Dudu Uyar'ın öldürülmesinden sonra başlıyor hikayemiz. Araya ensesi kalın adamlar girince soruşturmayla özellikle ilgileniyorlar tabii. Soruşturma çaylak bir komiser olan Zehra'ya veriliyor ve özellikle tek çalışmasını istiyorlar. Eminim okuyan herkes gibi bana da tuhaf geldi bu kısım. Saha görevine hiç çıkmamış bir polise neden böyle önemli bir görev verilir?

        Zehra çaylak olabilir, hatta bunu bir çok kere belli de edebilir ama azimli bir kadın. Soruşturmaya her bir koldan sarılmaya çalışıyor. Kaçırdığı noktalar olsa da bulduğu izi kaybetmemek için uğraşıyor. Bu arada hayatına Güven denilen bir adam giriyor. Uyar ailesinin adamı, Dudu'nın şoförü. Ağrılı Güven. Tam bir Doğu adamı. Şehirde büyümesi bir artı onun için ama yine de toprağının adamı. Kıskanç, sahiplenici, kadın işi erkek işi diye sürekli ayıran ve beni çıldırtan bir karakter. Zehra ise tam bir feminist. Çok sevdim bu karakteri özellikle. Aynı düşünceler de olduğumuz için belki de.
     Yazar Doğu ile Batı çatışmasını çok iyi yansıtmıştı kitapta. Güven tam bir Doğu adamı, dar görüşlü. Zehra ise tam bir Batı kadını. Babası açık görüşlü, kendisi zaten öyle. Bu yüzden Güven ile çatıştıkları çok noktalar oldu kitap boyunca.


         Birisi siyah, birisi beyaz.


       Soruşturma sürerken, Güven Zehra'ya yardımcı olmaya başlıyor. Çok kere kızdım Güven'e, çok kere sakallarını yolasım geldi. ' Başlarım senin erkekliğine!' Diye bağırdığım bile oldu. Ama kıyamadım be! Zehra gibi. Aslında kitabın başından beri Güven'in çok kere adetleri ile alay ettiğini sezdim kitapta. Çok araftaydı. Adetlerinin yanlış olduğunun bilincinde ama büyük bir parçası da o adetlerin tam göbeğinde. Ne tam içine girebiliyor, ne tam kopabiliyor.
   Kadınların yaşadığı zulümler, ayrıştırmalar, erkeklerin sözde üstünlüğü, sesini çıkartamayan genç kızlar, üstlerine kuma getirilen eşler... Bir sürü şey işlemişti yazar. Sadece polisiye değildi yani. Baştan sona soluksuz okuyacağınız bir kitap sizi bekliyor. Yazarın tarzına bayıldım tek kelime ile. Yazımı çok profesyoneldi. Ayrıca kitabın edisyonu bir harikaydı, yapanın emeğine sağlık.

     Güven'in Zehra'ya teslim olmasını okumak, Zehra'nın Güven'e duyduğu o katıksız hisleri okumak güzeldi be. Dedim ya; Biri siyah, biri beyaz. Ama onlar karıştı birbirine. Tüm hücreleri birbiriyle buluştu. En zor zamanlarında bile birbirlerinin tutunacak dalı oldular mesela. Sonu çok fena bitti ama baya merakta kaldım. Umarım yakın zamanda devamı çıkar kitabın. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum.


14 Mayıs 2017 Pazar

Tekrar Ergen Olsam- Martı Yayınları - F.S UĞUZ - Kitap Yorumu

06:08, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:
#alinti

" Ama neden kimseyle çıkmıyorsun? Yoksa beyaz atlı bir prens mi var?"

" Ben beyaz ata karşıyım. Birincisi siyah beyaz ayrımı yapılıyor. İkincisi neden kız erkeği bekliyor? Cinsiyet ayrımı..."



#kitapyorumu


Bugün çok güzel bir kitabın yorumu ile geldim size. Kısaca konusundan bahsedip, yorumuma geçmek istiyorum. Çünkü çoook uzun bir yorum olacak gibi.

Öykü çağımızın en büyük problemi olsan işsizlik ile başı belada olan genç bir kadın. Ayrıca kendisi Türkçe öğretmeni. Sonunda bir iş bulduğunda ise maaşının yatmaması çıkıyor karşısına. Bir gün hayatından sıkıldığını fark ettiğinde dersinin ortasında çıkıp gidiyor. Sevgilisi Kağan'da bir iç mimar fakat o da işsizlikle uğraşıyor. Torpilin işlediği bir dünyada hayata tutunmaya çalışan iki insan... Yeliz kızımın en yakın arkadaşı. Bir gün Yeliz'in zoruyla bir falcıya gidiyorlar. Öykü'nün sırası geldiğinde içeriye giriyor. Falcı kadın Öykü'den bir dilek dilemesini istiyor ve dileği ile alakalı bir eşya istiyor ondan. Kızımız dileğini içinden geçirdikten sonra olanlar oluyor. Ertesi sabah uyandığında Öykü ergenliğine dönmüş buluyor kendini. Ama bir sorun var. Geçmişe değil. Hala aynı zaman diliminde fakat kendisi ve falcıya dileği ile alakalı verdiği fotoğraftaki kişiler ve ailesi dışında diğer herkes yabancı.


Bu kitabı herkes okumalı. Bir zamanlar ergen olan yetişkinler, şimdinin ergenleri. Ergen diyorum diye de kızmayın ha sakın. Ergenlik şimdiki neslin bildiği gibi küfür değil, bizim bir parçamızdır.

Kitabı okurken eskileri özlediğimi fark ettim. 90'lar ve 2000'lerin başları. O zamanlar her şey ne kadar güzeldi. Dünya belki yine kötüydü ama biz farkında değildik. Şimdiki neslin asla bilemediği sokaklarımız vardı bizim. Sabahtan akşama kadar arkadaşlarımızla çeşitli çeşitli oynadığımız oyunlar vardı. Leblebi tozları, şekerler, para şekilli çikolatalar, küçük paketler de un kurabiyeleri ve daha nicesi.


  Müzikler bile ayrı güzeldi o zamanlar. Mesela kitabın sonunda ki bir parça; Bulutsuzluk Özlemi- Güneye Giderken. Zamanında ne dinlerdim. Özlediğimi fark edip tekrar açtım, şuanda bu yorumu yazarken dinliyorum hatta. Birçok sosyal mesaj vardı kitapta. Kadınlara olan ayrımcılık, tecavüzler, işsizlik, toplumsal ön yargılar, aman komşular ne der sorunsalları... Bunların yanında aşk, dostluk, sevgi, aile.
Yazar toplumumuzun en acı yaralarından vurmuştu kitapta. Trajikomik bir hikayeydi okuduğum. Hem güldüm, hem düşündüm. Ayrıca dilini de çok sevdim. Sanırım yazarın ilk kitabı. Oldukça başarılı. Ezilen işçiler, karın tokluğuna çalışanlar, üniversite mezunu olup iş bulamadığından evde oturanlar. Gündüz kuşağı programları. Oraya çıkıp da kendini küçük düşüren bir sürü insan... Evi yok diye küçümsenenler, artık yasal kadın pazarlama olan bir sürü programlar...
İnsanlığı unuttuğumuzu hatırlattı bir kez daha bana bu kitap. Farkında değiliz ama o izlediğimiz programlar beynimize işleyip, bizi birer robota çeviriyorlar. Küçücük çocuklar onara özeniyor. Akşam kuşağı da aksi değil maalesef. Kitabın bir bölümünde de yazdığı gibi eskiden filmler de iyilik vardı, sevgi vardı, aşk vardı, fakirler vardı, yardımlaşma vardı. Güzel çirkin ayrımı yoktu bir kere. Şimdi konaklar, köşkler, yüzü daha çok güzel olduğu için kayrılanlar, eniştesinin karısına göz dikenler ve daha niceleri.
Bir bir yüzünüze vuruyor bu kitap. Yorumu çok uzattım farkındayım. Son bir alıntı ile bitireceğim. Yazarımızın emeğine sağlık. Başarılar dilerim hayatında sana güzel insan.

#alinti

" Herkes kendi hayatının süper kahramnı olsa keşke," dedim kendi kendime, " eminim herkes şuan olduğum kadar mutlu olurdu."

12 Mayıs 2017 Cuma

[ GKBT] Sözleşme / Aslı İpekli / Epsilon Yayınları - Yorum

03:01, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:



                       Kitap Yorumu
 


     Öncelikle kısaca bir konusundan bahsetmem gerekirse, Öykü ailesi olmayan ve yetiştirme yurdunda büyüyen bir genç kız. Bir gün Levent'in şirketine iş görüşmesine gider. Genç adam o sırada ailesinden çok kötü bir haber alır. Evine dönmesi gerekir ancak yanında sevgilisi rolünü üstlenecek bir oyuncuya ihtiyacı vardır. Genç kadının gözlerinin içine baktığında ise o role uygun birisini çoktan bulduğunu fark eder.
     Sözleşme çok incecik, yazımının kolaylığı ile bir çırpıda bitecek bir kitap. Eğer sizi sıkmayacak, zorlamayacak bir kitap arıyorsanız Sözleşme biçilmiş kaftan diyebilirim.

     Bir kitabın yazımından sonra karakterler çok önemlidir benim için. Doğrusu ben pek karakterlere ısınamadım. Öykü karakterinin güçlü duruşu olan bir kadın olmasını sevdim. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen kendine bakabilmesi ve bir kadın olarak kendini ezdirmemesi gurur vericiydi. Ama yine de bazı tavırlarından kaynaklı birazcık soğuduğumu söyleyebilirim. Yine de bu Kızıl'ın dik duruşunu takdir etmediğim anlamına gelmiyor tabi ki.

     Levent ise beni hayal kırıklığına uğrattı doğrusu. Evet, tatlı bir adamdı. Ve cidden sevgisini dolandırmadan fark etmesi kitap boyunca en sevdiğim şeylerden oldu. Sevgiye şans vermesi takdir edilesiydi. Ama fazla sevemedim. Bazı tavırları çocuksu geldi belki de ondan bilemiyorum. Favori erkek listem de ön sıralara giremez belki ama yine de o listenin bir köşesinde Levent'e yer vardır Öykü karakterine duruşu sayesinde. Ben daha sert duruşlu adamları seviyorum. Belki de ondandır fazla ısınamamış olmam.

     Aslı'nın dilini güzeldi, okunması kolaydı. Sadece biraz daha kendini geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Yazımına bir şeyler kattıkça eminim çok daha iyilerini çıkartacaktır ileride. Olay akışı biraz hızlıydı. Sahne geçişleri daha yavaş olsaydı ve bazı sahnelere daha fazla girilseydi, daha güzel olurdu kanısındayım. Ama dediğim gibi Aslı kendine kattıkça yazımı da onunla birlikte büyüyecektir.

     Yan karakterleri sevdim. Bir de Anıl var ki onu hepten sevdim. Levent AMCA'sı ile anlaşamasalar da o ikili benim favori ikililerimin arasına girdi bile. Ayrıca Levent'in içten içe çocuğa değer verdiğini ve sevdiğini bilmek gerçekten hoşuma gitti. Ne derse desin, Levent harika bir amca.

      Son olarak kapağı konusunda yorum yapacağım. EFSANE. Yahu bir kapak bu kadar güzel olabilir cidden. Ayracı özellikle bebeklerim arasında.

      Emeğine, hayal gücüne sağlık arkadaşım. Yolunda başarılar dilerim.

14 Temmuz 2017 Cuma

Tadımlık Aşk / İlknur Birdal / Mortena Yayınları - Yorum




                                                    KİTAP YORUMU



   
 İlknur Birdal zaten yazımını çok sevdiğim nadir Türk yazarlardandır. Konuları da, yazımı da etkiler beni. Tadımlık Aşk daha aşağı kalmadı, tepelere çıktı. Genelde romanlarda evliliğe kadar olan okunur. Şu sonsuza kadar mutlu yaşadılar meselesi işte. Gerçekten de öyle mi? Burçak ve Dinçer hızlı bir flört döneminden sonra dünya evine adım attılar. Ama bu bir son değil başlangıçtı. Zaten hep böyle değil midir aslında? Neden hikayenin sonu bitmiş gibi davranırız anlamam.
      Cicim ayları biter, aşkın o kalbi hızlandıran zamanları geçer ve asıl karakterler ortaya çıkar. Dinçer de Burçak da birbirine her konuda zıt iki karakter olarak çıkıyor karşımıza. Mutlu başlayan birlikteliğin trajikomik hikayesini okuyoruz. Birisi ayakkabı manyağı, diğeri kravat. İkisi de inat, ikisi de aşık. Eğlenceli ve komik diyaloglar zaten kitap boyu gülümsetti beni. Genelde işe giderken ya da dönerken okumaya fırsat bulduğumdan otobüs ve metroda ki tüm insanlar manyak sırıtışıma şahit oldu. :D
    İkisi de birbirini çok yanlış anlıyor. Hatalarını göremeyip, suçu hep karşısındakinde arıyorlar. İkisi de haklı ama ikisi de haksız. Belki Dinçer gözüm de bir tık daha haksız. Arka kapak yazısında da dediği gibi " Bir kravat ve ayakkabı ne kadar sorun olabilirdi ki?" Emin olun çoook fazla. Harika bir yazım, harika karakterler. Masalın devamı olduğunu da gösteren bir kitap. Maalesef evlenip de sonsuza dek mutlu yaşayamıyoruz. Ama asıl olay bu ya. Zıtlıklarımız ile de olsa birbirimize saygı duymak. Ben bu kitabı da, çifti de çok sevdim. Sizin de seveceğinizden eminim. Ellerine sağlık İlknur ablam. Yeni kitabını dört gözle bekliyorum. 

11 Temmuz 2017 Salı

İlknur Birdal - Tadımlık aşk - Mortena Yayınları + Yazar ve Kitapları Hakkında Bilgi



   Hepinize kucak dolusu selamlar :) Yine sıcak bir yaz akşamından yazıyorum bu satırları. Biz yine harika bir tur ile geldik. Biraz da formatta değişikliğe gittik. Çok da güzel oldu, harika oldu. Size tatlı yazarımız ve kitaplarımız hakkında bilgi vermeye geldim bu sefer. Hadi bakalım beni takip edin. :)



 



 Sevgili İlknur Birdal,

        1987 yılında İstanbul'da doğdu. Yazma aşkını ilk olarak ortaokul sıralarında keşfeden yazarımızın gün yüzüne çıkmayı bekleyen şiirleri de varmış. Sırasıyla; Satılık ve Karanlığın Külleri hikayelerini kitaplaştıran yazarımızın 3. kitabı da eğlenceli dili, aşık olunası karakterleri ve komik diyaloglarıyla Tadımlık Aşk oldu.
   Ayrıca kendisini görmüş ve tanımış birisi olarak, kendi fikrimi de söylemek istiyorum; Kesinliklikle harika ötesi, şen şakrak bir insan olmasının yanında tertemiz kalbi de var. :)

   Sosyal platformda aktif olarak yazmaya devam eden yazarımızın sırada ki kitabını tüm okurları gibi Gevezeler olarak biz de dört gözle bekliyoruz. :)





                      SATILIK




          

Arka Kapak Tanıtımı


             
Her aşk kendi sınavıyla cebelleşir.


Devran ve Hüzün…





     Onların yolu bir bar kapısında kesişti. Kader hiç ummadıkları anda, hiç ummadıkları bir yerde onları bir araya getirdi. Hayatın karşısında yeteri kadar kırılan kalpleri yeni bir serzenişi daha kaldırabilecek miydi?

Hüzün’ün korumak istediği kalbi, Devran’ın hayatını karmaşalar içine sürükleyen sırları vardı. Pis bir barın üst katında sahip olduğu kızın hayatının bilmecesi olacağını hiç hesaplamamıştı. 
Sırlar ortaya çıktıkça değişen hayatlara, her aşkın kendi içinde verdiği savaşlara şahit olacaksınız.

“Sana sahip olmak hayatımda yaptığım tek doğruydu. Söylemesi biraz tuhaf olsa da, hayatım boyunca satın aldığım en güzel hediyesin.”

“Sen benim başıma gelen en güzel yanlıştın. Seni Seviyorum Devran… Mutluluk benim için senin dudaklarının arasında ve sen bu gece sadece beni sevdiğini fısılda…”



KARANLIĞIN KÜLLERİ







ARKA KAPAK TANITIMI


           Bir adam, küllerinden yeniden doğabilir mi? Ve bir kadın, zifiri karanlık bir yüreğe ne kadar dokunabilir? Kalbini korumak için acımasız birine dönüşen bir adam ve aşkı için savaşmayı seçen bir kadın. Afra ve Devrim'in amansız mücadelesi… Amansız bir mücadeledir aşk; kendinle savaşırsın, duygularınla savaşırsın, sevdiğinle savaşırsın. Bir an gelir ayrılıkla savaşırsın. Acısıyla, yokluğuyla, özlemiyle savaşırsın. Amansız savaşın hiç bitmez aslında. Âşık olduğunda savaşmayı göze almalısın. “Seninle ben olmayacak Devrim biz olacağız. Bir bütün olacağız. Hem de öyle güzel olacağız ki, bakan hayran, duyan âşık olacak.”




TADIMLIK AŞK





ARKA KAPAK TANITIMI



 






“Bir dünya inatlaşma ve çekişme, bir o kadar büyük bir aşk ancak bu kadar güzel ve eğlenceli bir şekilde yansıtılabilir.”
Zeynep Saraç, Bir Parça Masal, Ceylan ve Nar Çiçeği kitaplarının yazarı

“Tadımlık Aşk, damağınızda tadına asla doyulmaz bir lezzet bırakacak…” Aslıhan Akagöz, Çirkin Güzel, Senden Bebek istiyorum kitaplarının yazarı
 
“Romantik bakışmalar, heyecanlı buluşmalar, kalpte kelebekler, mide de oluşan kördüğümler… Sonrası evlilik, balayı ve cicim ayları…”

Dinçer ve Burçak Soysal çifti hızlı bir flörtün ardından, soluğu nikâh masasında almışlardı. Aşkın o tatlı heyecanı yerini dinginliğe bıraktığında, birbirlerine zıt olan karakterleri ortaya çıktı.
 Ve her şey sorun olmaya başladı.
“Bir kadın mutfağa girmekten neden nefret eder? Bu kadar ayakkabıyla bir cinayet mi planlıyor? Ve nasıl bu kadar dağınık olmayı başarabiliyor?”
“Bir adam nasıl bu kadar düzen hastası olabilir? İşinden başka hiçbir şey düşünmez mi? O kravatları mezara mı götürecek?” Bir kravat ve ayakkabı ne kadar sorun olabilirdi ki?

“Tek sorun kravatlar.”
“Bence ayakkabılar.” 
“Hepsini çöpe atmak istiyorum.” 
“Ayakkabıları mı?”
“Hayır, sevgilim, kravatlarını…”

Evlilik aşkı öldürüyor mu? Cevabı ararken biraz eğlenmeye ne dersiniz?

2 Temmuz 2017 Pazar

Elya Şeytanı - Hasibe - Ephesus Yayınları - Yorum




             Yeni bir yorum gününden daha merhabalarrr! Nasılsınız bakalım? Ben harika bir kitap okudum ve çook iyiyim. Bu sıcak havalara rağmen...



                    Kitap yorumu



      Ne yalan söyleyeyim, Elya Şeytanına çok ön yargılı başladım. Ne kitabı ne de yazarı daha önce duymuştum. Ama resmen daha ilk bölümden kitap sen misin bana ön yargılı yaklaşan diye suratıma sayfaları çarptı. Edremit'in en zengin ailelerinden birisinin kızı olan Asi, tam bir edebiyat sevdalısı ama Ulu Musa dedesi sayesinde kendisini Ziraat Mühendisliği bölümünde bulur. Okulunu bitirip de şehrine geri döndüğünde kalbini hiç beklemediği bir sürpriz beklemektedir. Doktor Koray.
     Sakin, efendi, kendi halinde bir adam. Asi'nin tam tersi yani. Bazı noktalarda gıcık olsam da kendisine, içinde ateşli bir herif yatıyor. Ulu Musa'yı ise sevip sevmemek arasında çok gittim hatta çoğunlukta sevmedim. Ben zaten bu tip, aileyi yöneten, aile içindeki evliliklere karar veren otoriter tipleri doğru bulmadığımdan zor oldu benim için kendisi. Ama Musa dedeyi her okuduğumda aklıma Hulusi Kentmen geldi benim. Eğer o dönemlerde biz dizi ya da film olsaydı bu kesinlikle dede rolünde bu adam oynardı.

      Yan karakterleri Ege ve Reyhan olsun, gıcık ötesi manyak yenge olsun, annesi olsun, gıkını çıkaramayan babalar olsun hepsini bir şekilde sevdim de sevmedim de. Yazımı çok güzeldi. Yetenekli. Kurgu yerine çok güzel oturmuştu. Emeğine sağlık yazar hatun, başta ön yargılı davrandığım için affet. Yeni kitabını sabırsızlıkla bekliyorum. 

23 Mayıs 2017 Salı

( GKBT ) Mehtap Soyuduru Çiçek - Pedina - Eftalya Kitap - Geveze Magazin

     Hepinize güzel bir günden merhabalar dilerim. J Biz kızlar aramızda konuştuk, hasbıhal ettik, madem adımız ‘ Geveze Kalemler’ dedik hakkımızı vermeliyiz diye düşündük. Ne yapabiliriz diye düşünürken, hem eğlenebileceğimiz, bilgiler verebileceğimiz, hem de biraz dedektiflik yapabileceğimiz bir şeye karar verdik. Hepiniz Geveze Magazin’e hoş geldiniz!
      Burada ne yapacağız? Sorusunu açıklamak istiyorum öncelikle. Kitap hakkında ki bazı bilgiler ışığında gevezelik edip, magazinci ruhumuzu ortaya koyacağız. Olayların gidişatıyla alakalı yorumlarda bulunup, fikrimizi ortaya koyacağız.


         İlk olarak kitap boyunca aklıma takılan bir takım soruları dökmek istiyorum ortaya. Ünlü bir iş adamının kızı Dudu Uyar faili meçhul bir cinayete kurban gitti. Burada dikkat etmemiz gereken nokta, Uyar kızının zengin bir aileye mensup olması. Ve tek çocukları olması… Olayın bu kısmı büyük ihtimal hepinizin aklına gelen şeyi benim de aklıma getirdi.

       Bu faili meçhul cinayet baba Yaman Uyar’a bir uyarı mı?

         İş hayatı acımasızdır, herkes bilir. Belki de Yaman Bey’in düşmanı bu şekilde gözdağı vermeye çalıştı? Ama dikkat çekmek istediğim bir diğer nokta ise baba Uyar’ın cenazede hiç ağlamamasıydı. Ağlamayı geçtim, gözlemlerime dayanarak üzülmediğini bile söyleyebilirim. Tabii bu daha farklı bir şekilde de açıklanabilir. Belki gösteremiyordu üzüntüsünü… Olabilir.

        Dudu Uyar’ın tek çocuk olduğunu ve renkli bir hayatı olduğunu biliyoruz. Arkadaşlarından alınan bilgilere göre erkeklerle arasının iyi olduğunu da… Soruşturmayı yürüten komiser birkaç kişinin ismini almış durumda. Bu bilgilerin ışığında esrarengiz cinayet çözülecek mi merak konusu.

     İkinci olarak Zehra komiser’e dikkat çekeceğim. Önemli bir isim Dudu Uyar. Elbette üstüne düşülen de bir konu oluyor. Ayrıca konumları dolayısıyla soruşturmanın gizli yürütüldüğünü aldı kaynaklarım.
    Peki, neden böylesine önemli bir cinayet dosyasına, daha önce saha görevinde bulunmamış bir komiser atanır?  Zehra mesleğinde 3. Yılını doldurmuş. Masa başında çalışmış ve ilk saha görevi de Dudu Uyar cinayeti. Zehra’nın acemi olduğu besbelli. Kaynaklarım, Zehra komiserin çoğu kez gözünün önündekileri kaçırdığını aktardı. Ben olsam böyle önemli bir konuda çaylak bir polisi asla kullanmam. Eğer seçiyorsam da bu soruşturmanın faillerinin gizli kalmasını istediğimden olur sadece. Ayrıca baba rolünde olduğumu düşünüyorum da kızımın soruşturmasını adım adım takip ederdim. Adım adım olamasa bile, tüm acemiliğini karşımda sergileyen bir polisi araştırırdım. Sonuçta kızım ölmüş ve katilini bulmak istiyorum değil mi?

    Ah, hayır bir şeyler ima etmiyorum. İşimi yapıyorum sadece.

         Üçüncü sorun ise neden böyle bir soruşturma da bir ortağı yok? Tehlikeli bir işe acemi bir polisi tek başına vermek ne kadar mantıklı? Ve kilit nokta olan Güven kim?

            Hala bir şeyler ima etmiyorum ama acemi bir komiseri koyup, bir de tek başına bırakıyorsanız ben bu dosyanın kapatılmaya çalıştığını düşünürüm. Belki akıllarında ki çok başkadır, kim bilir?
 
          Güven en başından beri esrarengizliğini koruyan bir adam. Kaynaklarım bana adamın Ağrılı olduğunu, tam bir doğu adamı olduğunu, kitap okumaya ve çay içmeye bayıldığını söyledi. Ayrıca Dudu konusunda sahiplenici olduğunu da… Bu şu soruyu doğuruyor? Güven ile Dudu arasında ne var?
    Ama Zehra Komisere verdiği ifade de aralarında özel bir durum olduğunu kesinlikle reddetti. Açıkçası bize inandırıcı da geldi. Ama tabii yine de tam olarak kimseye güvenmemeliyiz.
     Zehra bizim gibi düşünmüyor olmalıydı ki adam soruşturmada yanında olmayı teklif ettiğinde kabul etti.
   Tuhaf bir durum değil mi? Maktulun yakını ile soruşturmayı yürütmeyi teklif edecek kadar yakın oluyorsun. Hadi oldun, sonuçta sevdiği bir insanı kaybetmiş birisi. Soruşturmanın seyrini değiştirecek bir şeyler yapabilir.
   

      Cevaplanması gereken çok fazla soru var. Ben elimden geldiğince, gözlemlerimi ve kaynaklarımı kullanarak size bir şeyler aktarmaya uğraştım. Gerisi size kalmış. Hadi kitabı alın ve okumaya başlayın. Gizemin çözülmesinde ve genç bir kızın katilinin bulunmasında sizinde parmağınız olsun. 

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Pedina / Mehtap Soyuduru Çiçek / Eftalya Kitap - Yorum





   




        

        Kitap Yorumu ~








    Yoruma nasıl başlayayım, nereden devam edeyim bilemiyorum şuan. Uzun zamandır böyle güzel ve içine çeken bir kitap okumamıştım çünkü.
     
           Ünlü bir iş adamının kızı olan Dudu Uyar'ın öldürülmesinden sonra başlıyor hikayemiz. Araya ensesi kalın adamlar girince soruşturmayla özellikle ilgileniyorlar tabii. Soruşturma çaylak bir komiser olan Zehra'ya veriliyor ve özellikle tek çalışmasını istiyorlar. Eminim okuyan herkes gibi bana da tuhaf geldi bu kısım. Saha görevine hiç çıkmamış bir polise neden böyle önemli bir görev verilir?

        Zehra çaylak olabilir, hatta bunu bir çok kere belli de edebilir ama azimli bir kadın. Soruşturmaya her bir koldan sarılmaya çalışıyor. Kaçırdığı noktalar olsa da bulduğu izi kaybetmemek için uğraşıyor. Bu arada hayatına Güven denilen bir adam giriyor. Uyar ailesinin adamı, Dudu'nın şoförü. Ağrılı Güven. Tam bir Doğu adamı. Şehirde büyümesi bir artı onun için ama yine de toprağının adamı. Kıskanç, sahiplenici, kadın işi erkek işi diye sürekli ayıran ve beni çıldırtan bir karakter. Zehra ise tam bir feminist. Çok sevdim bu karakteri özellikle. Aynı düşünceler de olduğumuz için belki de.
     Yazar Doğu ile Batı çatışmasını çok iyi yansıtmıştı kitapta. Güven tam bir Doğu adamı, dar görüşlü. Zehra ise tam bir Batı kadını. Babası açık görüşlü, kendisi zaten öyle. Bu yüzden Güven ile çatıştıkları çok noktalar oldu kitap boyunca.


         Birisi siyah, birisi beyaz.


       Soruşturma sürerken, Güven Zehra'ya yardımcı olmaya başlıyor. Çok kere kızdım Güven'e, çok kere sakallarını yolasım geldi. ' Başlarım senin erkekliğine!' Diye bağırdığım bile oldu. Ama kıyamadım be! Zehra gibi. Aslında kitabın başından beri Güven'in çok kere adetleri ile alay ettiğini sezdim kitapta. Çok araftaydı. Adetlerinin yanlış olduğunun bilincinde ama büyük bir parçası da o adetlerin tam göbeğinde. Ne tam içine girebiliyor, ne tam kopabiliyor.
   Kadınların yaşadığı zulümler, ayrıştırmalar, erkeklerin sözde üstünlüğü, sesini çıkartamayan genç kızlar, üstlerine kuma getirilen eşler... Bir sürü şey işlemişti yazar. Sadece polisiye değildi yani. Baştan sona soluksuz okuyacağınız bir kitap sizi bekliyor. Yazarın tarzına bayıldım tek kelime ile. Yazımı çok profesyoneldi. Ayrıca kitabın edisyonu bir harikaydı, yapanın emeğine sağlık.

     Güven'in Zehra'ya teslim olmasını okumak, Zehra'nın Güven'e duyduğu o katıksız hisleri okumak güzeldi be. Dedim ya; Biri siyah, biri beyaz. Ama onlar karıştı birbirine. Tüm hücreleri birbiriyle buluştu. En zor zamanlarında bile birbirlerinin tutunacak dalı oldular mesela. Sonu çok fena bitti ama baya merakta kaldım. Umarım yakın zamanda devamı çıkar kitabın. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum.


14 Mayıs 2017 Pazar

Tekrar Ergen Olsam- Martı Yayınları - F.S UĞUZ - Kitap Yorumu

#alinti

" Ama neden kimseyle çıkmıyorsun? Yoksa beyaz atlı bir prens mi var?"

" Ben beyaz ata karşıyım. Birincisi siyah beyaz ayrımı yapılıyor. İkincisi neden kız erkeği bekliyor? Cinsiyet ayrımı..."



#kitapyorumu


Bugün çok güzel bir kitabın yorumu ile geldim size. Kısaca konusundan bahsedip, yorumuma geçmek istiyorum. Çünkü çoook uzun bir yorum olacak gibi.

Öykü çağımızın en büyük problemi olsan işsizlik ile başı belada olan genç bir kadın. Ayrıca kendisi Türkçe öğretmeni. Sonunda bir iş bulduğunda ise maaşının yatmaması çıkıyor karşısına. Bir gün hayatından sıkıldığını fark ettiğinde dersinin ortasında çıkıp gidiyor. Sevgilisi Kağan'da bir iç mimar fakat o da işsizlikle uğraşıyor. Torpilin işlediği bir dünyada hayata tutunmaya çalışan iki insan... Yeliz kızımın en yakın arkadaşı. Bir gün Yeliz'in zoruyla bir falcıya gidiyorlar. Öykü'nün sırası geldiğinde içeriye giriyor. Falcı kadın Öykü'den bir dilek dilemesini istiyor ve dileği ile alakalı bir eşya istiyor ondan. Kızımız dileğini içinden geçirdikten sonra olanlar oluyor. Ertesi sabah uyandığında Öykü ergenliğine dönmüş buluyor kendini. Ama bir sorun var. Geçmişe değil. Hala aynı zaman diliminde fakat kendisi ve falcıya dileği ile alakalı verdiği fotoğraftaki kişiler ve ailesi dışında diğer herkes yabancı.


Bu kitabı herkes okumalı. Bir zamanlar ergen olan yetişkinler, şimdinin ergenleri. Ergen diyorum diye de kızmayın ha sakın. Ergenlik şimdiki neslin bildiği gibi küfür değil, bizim bir parçamızdır.

Kitabı okurken eskileri özlediğimi fark ettim. 90'lar ve 2000'lerin başları. O zamanlar her şey ne kadar güzeldi. Dünya belki yine kötüydü ama biz farkında değildik. Şimdiki neslin asla bilemediği sokaklarımız vardı bizim. Sabahtan akşama kadar arkadaşlarımızla çeşitli çeşitli oynadığımız oyunlar vardı. Leblebi tozları, şekerler, para şekilli çikolatalar, küçük paketler de un kurabiyeleri ve daha nicesi.


  Müzikler bile ayrı güzeldi o zamanlar. Mesela kitabın sonunda ki bir parça; Bulutsuzluk Özlemi- Güneye Giderken. Zamanında ne dinlerdim. Özlediğimi fark edip tekrar açtım, şuanda bu yorumu yazarken dinliyorum hatta. Birçok sosyal mesaj vardı kitapta. Kadınlara olan ayrımcılık, tecavüzler, işsizlik, toplumsal ön yargılar, aman komşular ne der sorunsalları... Bunların yanında aşk, dostluk, sevgi, aile.
Yazar toplumumuzun en acı yaralarından vurmuştu kitapta. Trajikomik bir hikayeydi okuduğum. Hem güldüm, hem düşündüm. Ayrıca dilini de çok sevdim. Sanırım yazarın ilk kitabı. Oldukça başarılı. Ezilen işçiler, karın tokluğuna çalışanlar, üniversite mezunu olup iş bulamadığından evde oturanlar. Gündüz kuşağı programları. Oraya çıkıp da kendini küçük düşüren bir sürü insan... Evi yok diye küçümsenenler, artık yasal kadın pazarlama olan bir sürü programlar...
İnsanlığı unuttuğumuzu hatırlattı bir kez daha bana bu kitap. Farkında değiliz ama o izlediğimiz programlar beynimize işleyip, bizi birer robota çeviriyorlar. Küçücük çocuklar onara özeniyor. Akşam kuşağı da aksi değil maalesef. Kitabın bir bölümünde de yazdığı gibi eskiden filmler de iyilik vardı, sevgi vardı, aşk vardı, fakirler vardı, yardımlaşma vardı. Güzel çirkin ayrımı yoktu bir kere. Şimdi konaklar, köşkler, yüzü daha çok güzel olduğu için kayrılanlar, eniştesinin karısına göz dikenler ve daha niceleri.
Bir bir yüzünüze vuruyor bu kitap. Yorumu çok uzattım farkındayım. Son bir alıntı ile bitireceğim. Yazarımızın emeğine sağlık. Başarılar dilerim hayatında sana güzel insan.

#alinti

" Herkes kendi hayatının süper kahramnı olsa keşke," dedim kendi kendime, " eminim herkes şuan olduğum kadar mutlu olurdu."

12 Mayıs 2017 Cuma

[ GKBT] Sözleşme / Aslı İpekli / Epsilon Yayınları - Yorum




                       Kitap Yorumu
 


     Öncelikle kısaca bir konusundan bahsetmem gerekirse, Öykü ailesi olmayan ve yetiştirme yurdunda büyüyen bir genç kız. Bir gün Levent'in şirketine iş görüşmesine gider. Genç adam o sırada ailesinden çok kötü bir haber alır. Evine dönmesi gerekir ancak yanında sevgilisi rolünü üstlenecek bir oyuncuya ihtiyacı vardır. Genç kadının gözlerinin içine baktığında ise o role uygun birisini çoktan bulduğunu fark eder.
     Sözleşme çok incecik, yazımının kolaylığı ile bir çırpıda bitecek bir kitap. Eğer sizi sıkmayacak, zorlamayacak bir kitap arıyorsanız Sözleşme biçilmiş kaftan diyebilirim.

     Bir kitabın yazımından sonra karakterler çok önemlidir benim için. Doğrusu ben pek karakterlere ısınamadım. Öykü karakterinin güçlü duruşu olan bir kadın olmasını sevdim. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen kendine bakabilmesi ve bir kadın olarak kendini ezdirmemesi gurur vericiydi. Ama yine de bazı tavırlarından kaynaklı birazcık soğuduğumu söyleyebilirim. Yine de bu Kızıl'ın dik duruşunu takdir etmediğim anlamına gelmiyor tabi ki.

     Levent ise beni hayal kırıklığına uğrattı doğrusu. Evet, tatlı bir adamdı. Ve cidden sevgisini dolandırmadan fark etmesi kitap boyunca en sevdiğim şeylerden oldu. Sevgiye şans vermesi takdir edilesiydi. Ama fazla sevemedim. Bazı tavırları çocuksu geldi belki de ondan bilemiyorum. Favori erkek listem de ön sıralara giremez belki ama yine de o listenin bir köşesinde Levent'e yer vardır Öykü karakterine duruşu sayesinde. Ben daha sert duruşlu adamları seviyorum. Belki de ondandır fazla ısınamamış olmam.

     Aslı'nın dilini güzeldi, okunması kolaydı. Sadece biraz daha kendini geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Yazımına bir şeyler kattıkça eminim çok daha iyilerini çıkartacaktır ileride. Olay akışı biraz hızlıydı. Sahne geçişleri daha yavaş olsaydı ve bazı sahnelere daha fazla girilseydi, daha güzel olurdu kanısındayım. Ama dediğim gibi Aslı kendine kattıkça yazımı da onunla birlikte büyüyecektir.

     Yan karakterleri sevdim. Bir de Anıl var ki onu hepten sevdim. Levent AMCA'sı ile anlaşamasalar da o ikili benim favori ikililerimin arasına girdi bile. Ayrıca Levent'in içten içe çocuğa değer verdiğini ve sevdiğini bilmek gerçekten hoşuma gitti. Ne derse desin, Levent harika bir amca.

      Son olarak kapağı konusunda yorum yapacağım. EFSANE. Yahu bir kapak bu kadar güzel olabilir cidden. Ayracı özellikle bebeklerim arasında.

      Emeğine, hayal gücüne sağlık arkadaşım. Yolunda başarılar dilerim.