14 Ocak 2016 Perşembe

2015 favorilerim - sevmediklerim

00:58, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:






     
          Hepinize merhabaa! Evet 2015 bitti - ne çabuk bitti o.O - 2016'ya girdik. Umarım bu yıl çok çok daha iyi şeylerle karşılaşırız, iyi haberler alırız... Ve tabii ki de çok daha fazla güzel kitaplar okuruz umarım. İlk önce 2015'de sevmediğim kitaplardan başlayayım. Aslında sadece kitap desem daha iyi olacak. Çünkü sevmediğim, hatta gerçekten hiç sevmediğim tek bir kitap vardı. Açıklayayım hangisi olduğunu, daha sonra nedenine gelirim.


                * Aydan İnan - Ben Baba Olamam



        Niye bir kitap? 2015'in yarısı benim için Reading slump dönemiydi. Hiç kitap okuyamadım, yaklaşmadım bile. Bu yıl okuduğum kitap sayısı çok az. O yüzden beğenmeme gibi bir durumum da olmadı. Zaten ben genelde okuduklarımı beğenirim çok az kitabı beğenmediğim görülmüştür.
      Neden beğenmedim? Wattpad'den çıkma bir kitap Ben Baba Olamam. Ama bu yüzden değil tabii. Ben Wattpad'den çıkma kitapları genelde okumayı seviyorum. Tabii düzgün yazıldıkları, konuların düzgün işlendiği sürece. Hayranı da çok ama. Ben sevmedim diye sizde sevmeyeceksiniz diye bir kural yok. Benim tarzım değildi, dili hoşuma gitmedi... Bana göre eksikleri olan bir kitaptı.


        Şimdi favorilerime gelirseeekkk. :D Kütüphanemi evirdim, çevirdim ve 11 tane favori listesi çıkardım. Açıkçası zorlasam daha fazla da çıkartırdım ama en en beğendiklerim neyse onları eklemek istedim. O kitaplar da şöyle:

         * Kafes - Josh Malerman ( Yorum yapıldı )
         * Başka Dilde Aşk - Mia Sheridan ( Yorum yapıldı )
         * Kurt Ruleti - Alev Eleyan ( Yorum yapıldı )
         * Sana Aşık Değilim - Vefa Enver
         * Devrimin Kızı - Amy Angel ( Yorum yapıldı )
         * Gizemli Adam - Krısten Ashley
         * Gözlerinde ki Canavar - Ruhundaki canavar - J.M Darhower
         * Bir Şizofren Güncesi - Güliz Şaşmaz
         * Sezgi - Amy A Bartol ( Yorum yapıldı )
         *Küçük Prens - Antoine De Saint - Exupery




            Her hangi bir sıraya göre gitmedim. Karar vermedim açıkçası hangisini ikiye, hangisini üçe, dörde... koymam gerektiğine. Ama birinci sırada Kafes olmalıydı benim için onun yeri aklımda hep oradaydı zaten. O yüzden belirli bir sırası yok listenin, Kafes dışında.
          2015'de ne kadar kitap okuduğumu bilmiyorum saymadım. Fazla okumadığımı biliyorum ama. 2016'da bakalım durum ne olacak?

           


                  Bol kitaplı günler dilerim!
   


       

12 Ocak 2016 Salı

Marslı - Andy Weır - Yorum

21:03, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:







                   



          Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.



                        Kitap adı: Marslı
                        Yazarı: Andy Weır
                        Yayın evi: İthaki
                        Sayfa sayısı: 416
                        Çeviri: Emre Aygün
                        kitaba puanım: 10






                Kitap yorumum




            
Merhaba arkadaşlar! Çok güzel bir kitap ile karşınızdayım. İlk önce detaylı bir yorum girmeyeceğim. Nedeni ise; Arkadaş ben eğitim ve öğretim hayatım boyunca, Fen,Matematik, Kimya neredeyse oradan, popoma vura vura kaçmış bir insanım. Ve bu kitap da onlardan bolcana vardı. Yani yazarın anlatımı bu kadar güzel olmasa, kitap akıcı olmasa, aldığım gibi geri bırakırdım her halde. Kesinlikle Andy çoookk güzel yazmış ya! Bayıldım, diline. Çok komik ya. Bilim kurgu romanında kahkahalarla güldüm. Yazarla kafamız aynıymış onu anladım.  - Tabii ki de bilimsel konulardan bahsetmiyorum. -

           Mark Watney ve ekibi Mars'a ilk ayak basan insanlar arasında. Ancak büyük bir Mars fırtınasının ardından ekip, gitmek için kolları sıvarken, Mark talihsizlik sonucu Mars'da kala kalıyor. Tek başına. GDF elbisesinin bir takım bilimsel - -.- - ayarları bozulduğu için, sinyal dünyaya gitmiyor. Ve bütün dünya Markı ölü olarak biliyor. Ama Mark hayatta. Ve hayatta kalmak için çok inatçı, zeki, yeterli malzemeye ve onları kullanacak akla sahip. Çişinden su yapıyor, Hab aracının içinde - tam emin değilim ama Hab'dı sanırım- patates yetiştiriyor falan... Evet bunları inin cinin bile top oynamadığı Mars'da yapıyor. Ben bir ara uzaylı falan çıkmasını bekledim aslında ama... Başka hikayeye. Bu arada vakit geçirmek için, mürettebattan arkadaşlarının giderken, geride kalan bilgisayarlarından diziler izliyor, disko müzikleri dinliyor. Her ne kadar disko müzikleri sevmese de... Malzeme bu kadar deyip dayanıyor, yavrucak. Mars'da gezi falan yapıyor. Mars'da Mars'da! Torunlarına anlatacak harika bir hikayesi var adamın ya! Of ulan gönderin Mars'a beni! Ama geri de alın. *.*

       Sanırım bitirmem 3 gün sürdü bu kitabı. O kadar fazla bana yabancı, matematiksel ve ya kimyasal terimler vardı ki, böyle aklım karman çorman oldu. Gerçekten, konu bu kadar iyi olmasa, yazarın dili kötü olsa okuyamazdım. İyi ki de okumuşum, bilim kurgu romanlarının arasında en iyisi...
    Çok esprili bir yazardı ya. Karakteri de aynı şekilde. Biraz küfürlü olsa da, sevdim ben bunları. Filmini daha izlemedim ama onuda bu yorumdan sonra izlemeyi planlıyorum. Umarım kitap kadar iyidir. Mark karakterini çok merak ediyorum cidden nasıl olacak.

  Acaba bu NASA adamları/kadınları hep böyle esprili midir? Gerçekte nasıllar merak ettim, kitaptakiler çok iyiydi çünkü.

    Dediğim gibi ayrıntıya giremiyorum fazla ama güzel bir kitaptı. Hele o kapaklar. İki basımda harikaydı. Ben film kapağa yetişebilsem de, eski kapağı da istiyorum ya. İlk kapak da öyle miydi bilmiyorum ama film kapağın verdiği his çok iyi ya. Dokunduğunda böyle anlatamadığım şimdi bir doku geliyor elinize. Perfecto!
     İthaki, Yabancı'dan sonra benim favori yayın evimdir. Seviyorum sizi ya. :D

       Bol kitaplı günler dilerim!





                   


      

İlknur Birdal - Karanlığın Külleri - Yorum + Alıntılar

19:30, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:














                    Tanıtım bülteninden 



                    Bir adam, küllerinden yeniden doğabilir mi? Ve bir kadın, zifiri karanlık bir yüreğe ne kadar dokunabilir? Kalbini korumak için acımasız birine dönüşen bir adam ve aşkı için savaşmayı seçen bir kadın. Afra ve Devrim'in amansız mücadelesi...

        Amansız bir mücadeledir aşk: Kendinle savaşırsın, duygularında savaşırsın, sevdiğinle savaşırsın. Bir an gelir ayrılıkla savaşırsın. Acıyla, yokluğuyla, özlemiyle savaşırsın. Amansız savaşın hiç bitmez aslında. Aşık olduğunda savaşmayı göze almalısın. 

        " Seninle ben olmayacak Devrim biz olacağız. Bir bütün olacağız. Hem de öyle güzel olacağız ki, bakan hayran, duyan aşık olacak."


                       


                             





                      Kitap adı: Karanlığın Külleri
                  Kitap yazarı: İlknur Birdal
  Yayın evi: Postiga
Sayfa sayısı: 424
    Kitaba puanım: 10





Kitap yorumum



             Hepinize merhabaa! İlknur Birdal'ın ilk kitabı Satılık'dan sonra sıra Karanlığın Küllerinde. İlk kitap da ki Hüzün ve Devran'ın hikayesine aşık olmuştum zaten. Devran'ın ağabeyi Devrimi çok merak ediyordum. Merak ettiğim kadar vardı. İlk kitap'dan ufak bir hatırlatmayla başlayayım. Psikopati manyak karı -.- Selin'in ortalığı karıştırıp, geberip gitmesinin ardından böyle bir rahat nefes aldık ya kursağımızda kalacak illa. -.- Kadının kendi gitti ruhu hala ortada ya! Ben mutlu mesut ulan gitti manyak oh rahat rahat okurum derken, ulan hatun çıktı gene! Geberip gittin işte kızım yat yerinde -_- Ayh neyse sakinim. 

        Afra, başrol kızımız, ah bayıldım ben bu hatuna ya. Kızda ki azim, inat bende olsa, - çeyreği dahi olsa- başaramadığım şey olmazdı her halde. Afra Acar, genç yaşına rağmen başarılı bir iş kadını olmayı başarmıştır. Babasından kalan yönettiği bir mimarlık şirketi var. Şirketinin başarısı tamamen Afra'nın sayesinde. Babasının ölümünün ardından, batmak üzere olan şirketinin başına geçiyor. Staj için gittiği İtalya'da Devrim ile karşılaşıyor. Gerçi Devrim kızın varlığından bile bir haber olsa da, Afra, Devrime aşık oluyor. 6 yıl - şimdi tam şey yapamadım ama 6 yıldı sanırım- boyunca, adamı gizliden gizliden takip ettiriyor. Devrimin ölü sanıldığı dönemi, Selin manyağının yaptıklarına falan hep şahit... Tabi Devrim'in Seline olan aşkına da... Ama kalp bu kim söz geçirebilir? Vazgeçemiyor bir türlü adamdan. Ve sonunda Selin ölümce ortaya çıkma kararı alıyor. Devrim'in şirketi ile ortak bir işe giriyorlar. 

             Afra'ya o kadar çok üzüldüm ki... Yani Devrim o kadar çok kızın kalbini kırdı ki, bir ara yok lan okumayacağım ben bu kitabı! moduna girdim. Ama tabii okudum, okumamak ne demek? Hatta bir günde biten kitaplar arasına girdi.          Devrim... Ah Devrim... Sana da kızamıyorum ki. Afra'nın onu 6 yıldır takip ettiğini öğrendiğinde ister istemez korktu. Bir Selin vakası daha istemedi ama hatası buydu işte. Afra ile Selin asla bir karakterler olamaz. Selin gerçekten ruh hastası bir hatundu ya. Ölüp giderken bile yapacağını yaptı yani. Ama gene de bu Devrime, Afrayı bu kadar kırma hakkını vermiyordu bence. Devrim kendini fazla ifade edemeyen bir adamdı. Biraz da kırmaları bu yüzden. Yok ya direk kıt kıt! Bazı sahneler de ee yuh lan dedim yani. Tam bir tatlı öküz. -.- Ama adam güzel seviyor... Ya bu adamlar ne yaparlar yapsınlar kızgın kalamıyorum ya ona da sinir oluyorum. :D Afra kesinlikle aşkının peşinden koşmayı bilen bir kızdı. Kırıldı, üzüldü ama gene de vazgeçmedi. Vazgeçtim dediği yerler de bile, kalbi hep attı Devrim için. Devrim biraz geç gördü ama... Tabii ki de Devrim yaptıklarını çekti. Kıza ettikleri az mıydı? Ah ama ne güldüm ya. Afra'nın yaptıkları, Devrimi çileden çıkarması falan çok güzeldi. 
         Satılık kitabının karakterlerini de gördük bolcana. Hüzün, Devran. Umut, Aysel. Emir, Asi. Biraz da Poyraz vardı. Ben en çok Poyraz karakterini merak ediyorum ya. Hafiften bu kitap da yazarımız çıtlatmıştı bize. Sinir olacağımız, karakterler çıkacak! 
       İlknur Birdal, gerçekten çok iyi bir yazar. Dozunda, aşırıya kaçmadan yazıyor. Dili çok hoş. Sade, okunaklı... Ayrıca kendisi de çok tatlı! Tüyap'da tanıştık kendisiyle. Ya yanakları sevilesi kadın ya. *.* Üçüncü kitabını merakla bekliyorum. Çıkar çıkmaz okumak istiyorum. Bence sizde bu kitapları okuyun. 

Bol kitaplı günler dilerim!










Alıntılar



                Bu kadar zehirli bir duygunun insana mutluluk vermesi çok yanlıştı. Kalbini acıyla kasıp kavururken aynı zamanda serin sulara dalmış gibi ferahlık hissi vermesi doğru değildi.
 
  ***

"... Önce gelişlerini dört gözle beklemeye başladım, ardından geleceğin günleri iple çeker oldum. Sonra bir gün fark ettim ki ben çoktan seninle yanar olmuşum."

***

" Yalnız kalmak istiyorum derken tamamen yalnız kalmayı kast etmiştim Devrim."
" Seni yalnız bırakmayacağım... Gidersem kahrolayım."

***

" Karanlığın Külleri burada cehennem ateşiyle raks etti. Yanan ben oldum ama sana söz veriyorum yakan da ben olacağım."

Kafes - Josh Malerman - Yorum

18:15, BY Rabia Yentür - Hiç yorum yok:






                      Kitap adı: Kafes
                     Yazarı: Josh Malerman
                     Yayın evi: İthaki
                      Sayfa sayısı: 330
                      Kitaba puanım: 10




                 
                            Kitap yorumum


                      Hepinize merhaba! Yeni yılın ilk yorumunu giriyorum. Ufak tefek değişiklikler yaptım. Aslında sadece bir değişiklik yaptım. Artık puanlarımı on üzerinden vereceğim. Baya bir süredir yorum yapamıyorum ve çok kitap birikti. :/ Hemen başlıyorum o zaman... 
                 Kafes... Ah Allah'ım ne güzel bir kitap'tın sen öyle. Ne sevilesi, ne göğsüne bastırılası... Abartmıyorum cidden uzun zamandır ilk defa bir kitabı bir gece de oturup bitirdim. Biraz konusuna değindikten sonra yorumuma geçeceğim.               Kitap bir şimdiki zamanı anlatıyor ve bir de geçmiş zamanı. Normalde sevmem ben bu döngüyü ama bu sefer sevdim. Dünya bildiğimiz dünya gibi değil artık. Çoğu insan yaşamıyor bile. Yaşayanlar da her an ölümün eşiğinde. Eğer görmemeleri gereken şeyi görürlerse, delirip ölecekler. Malorie olayların 5 yıl üstünden sonra hayatta kalan sayılı insanların arasında. Şimdiki zamanda Malorie ve çocuklarının kurtulma hikayesini okuyoruz. Başka insanların olduğu yerlere gitmeye çalışıyorlar ancak yolları uzun... Çok uzun ve zor. Önlerinde tehlikeli bir nehir ve dışarıda yabancı oldukları canavarlar var. Diğer kısımda ise Malorie'nin geçmişini okuyoruz. Hayatında hiç görmediği bir avuç insanla tanışmasını ve onlarla hayatta kalma çabalarını. Ama insanlar delirmenin eşiğindeler. Kim bu durumda, başkalarına güvenebilir ki? 


                                 







        Bunu çok ciddi olarak söyleyebilirim ki açık ara farkla 2015'de okuduğum en iyi ve kaliteli romandır kendisi. Özgün, kaliteli... Okurken fazla ürkmedim ama aşırı heyecanlıydı. Öyle ki bırakamadım elimden. Bir bölüm daha, bir bölüm daha... Ve son. Uykusuz kaldım ama değdi. Çok kolay okunan bir kitaptı, ben genelde böyle süslene süslene bitiremedikleri cümlelerde olan kitapları fazla sevmem. Okuması rahat kitaplar daha bir hoşuma gider ve bu kitap da onlardandı. Ürpertici bir hikayesi vardı. Okurken sanki film izliyormuş gibi bir havadaydım bir de ya... Sevdim o yüzden. Karakterleri cidden çok sevdim. Tom... Ah bu kitap da bir Tom var her eve bir Tom yani... Ve karakterler gerçekten güçlülerdi. Malorie mesela; Okurken durup düşündüm ben olsam ne yapardım diye? Ve sanırım bu kadar güçlü duramazdım. Hele iki tane çocuk varsa ortada. 
     






( Tüyap günü o sırada o kadar bekledim ve böyle tatliş bir imza kaptım -_- )

            Ama acaba bir ikinci kitap var mıdır diye düşündüm. Kitap çok güzeldi, sonu mükemmeldi ama eksikti sanki. Yani ben o canavar, insan, uzaylı artık neyseler onların ne olduğunu merak ettim baya. Belki yazar kitabın esrarengiz tarafını korumak istedi ama keşke ikincisi çıksa diyorum ben. O bilinmeyen yaratıkları cidden merak ettim çünkü. Ve ortada bir hastalık var, ölümle sonuçlanan. Bir delilik. Ama ne oluyor, nasıl oluyor bilmiyoruz. Soru işareti kaldı kafamda baya. Gördüğüm kadarıyla da bir çok kişi benle hemfikir bu konuda. Umarım Josh devamını getirir bunun. 


Ve o kapak, o baskı... İç baskı... Aman Allah'ım! İthaki nasıl güzel bir iş çıkarmışsın sen ya! Ya içi de dışı da o kadar güzel ki... 2015 favori baskılarıma giriyor bu. ( Bu arada 2015 favori kitaplar ve favori kitap baskıları adlı bir yazı yazmayı düşünüyorum.) Bence alıp okumalısınız çünkü cidden pişman olmayacaksınız. 

Bol kitaplı günler dilerim!









14 Ocak 2016 Perşembe

2015 favorilerim - sevmediklerim







     
          Hepinize merhabaa! Evet 2015 bitti - ne çabuk bitti o.O - 2016'ya girdik. Umarım bu yıl çok çok daha iyi şeylerle karşılaşırız, iyi haberler alırız... Ve tabii ki de çok daha fazla güzel kitaplar okuruz umarım. İlk önce 2015'de sevmediğim kitaplardan başlayayım. Aslında sadece kitap desem daha iyi olacak. Çünkü sevmediğim, hatta gerçekten hiç sevmediğim tek bir kitap vardı. Açıklayayım hangisi olduğunu, daha sonra nedenine gelirim.


                * Aydan İnan - Ben Baba Olamam



        Niye bir kitap? 2015'in yarısı benim için Reading slump dönemiydi. Hiç kitap okuyamadım, yaklaşmadım bile. Bu yıl okuduğum kitap sayısı çok az. O yüzden beğenmeme gibi bir durumum da olmadı. Zaten ben genelde okuduklarımı beğenirim çok az kitabı beğenmediğim görülmüştür.
      Neden beğenmedim? Wattpad'den çıkma bir kitap Ben Baba Olamam. Ama bu yüzden değil tabii. Ben Wattpad'den çıkma kitapları genelde okumayı seviyorum. Tabii düzgün yazıldıkları, konuların düzgün işlendiği sürece. Hayranı da çok ama. Ben sevmedim diye sizde sevmeyeceksiniz diye bir kural yok. Benim tarzım değildi, dili hoşuma gitmedi... Bana göre eksikleri olan bir kitaptı.


        Şimdi favorilerime gelirseeekkk. :D Kütüphanemi evirdim, çevirdim ve 11 tane favori listesi çıkardım. Açıkçası zorlasam daha fazla da çıkartırdım ama en en beğendiklerim neyse onları eklemek istedim. O kitaplar da şöyle:

         * Kafes - Josh Malerman ( Yorum yapıldı )
         * Başka Dilde Aşk - Mia Sheridan ( Yorum yapıldı )
         * Kurt Ruleti - Alev Eleyan ( Yorum yapıldı )
         * Sana Aşık Değilim - Vefa Enver
         * Devrimin Kızı - Amy Angel ( Yorum yapıldı )
         * Gizemli Adam - Krısten Ashley
         * Gözlerinde ki Canavar - Ruhundaki canavar - J.M Darhower
         * Bir Şizofren Güncesi - Güliz Şaşmaz
         * Sezgi - Amy A Bartol ( Yorum yapıldı )
         *Küçük Prens - Antoine De Saint - Exupery




            Her hangi bir sıraya göre gitmedim. Karar vermedim açıkçası hangisini ikiye, hangisini üçe, dörde... koymam gerektiğine. Ama birinci sırada Kafes olmalıydı benim için onun yeri aklımda hep oradaydı zaten. O yüzden belirli bir sırası yok listenin, Kafes dışında.
          2015'de ne kadar kitap okuduğumu bilmiyorum saymadım. Fazla okumadığımı biliyorum ama. 2016'da bakalım durum ne olacak?

           


                  Bol kitaplı günler dilerim!
   


       

12 Ocak 2016 Salı

Marslı - Andy Weır - Yorum








                   



          Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.



                        Kitap adı: Marslı
                        Yazarı: Andy Weır
                        Yayın evi: İthaki
                        Sayfa sayısı: 416
                        Çeviri: Emre Aygün
                        kitaba puanım: 10






                Kitap yorumum




            
Merhaba arkadaşlar! Çok güzel bir kitap ile karşınızdayım. İlk önce detaylı bir yorum girmeyeceğim. Nedeni ise; Arkadaş ben eğitim ve öğretim hayatım boyunca, Fen,Matematik, Kimya neredeyse oradan, popoma vura vura kaçmış bir insanım. Ve bu kitap da onlardan bolcana vardı. Yani yazarın anlatımı bu kadar güzel olmasa, kitap akıcı olmasa, aldığım gibi geri bırakırdım her halde. Kesinlikle Andy çoookk güzel yazmış ya! Bayıldım, diline. Çok komik ya. Bilim kurgu romanında kahkahalarla güldüm. Yazarla kafamız aynıymış onu anladım.  - Tabii ki de bilimsel konulardan bahsetmiyorum. -

           Mark Watney ve ekibi Mars'a ilk ayak basan insanlar arasında. Ancak büyük bir Mars fırtınasının ardından ekip, gitmek için kolları sıvarken, Mark talihsizlik sonucu Mars'da kala kalıyor. Tek başına. GDF elbisesinin bir takım bilimsel - -.- - ayarları bozulduğu için, sinyal dünyaya gitmiyor. Ve bütün dünya Markı ölü olarak biliyor. Ama Mark hayatta. Ve hayatta kalmak için çok inatçı, zeki, yeterli malzemeye ve onları kullanacak akla sahip. Çişinden su yapıyor, Hab aracının içinde - tam emin değilim ama Hab'dı sanırım- patates yetiştiriyor falan... Evet bunları inin cinin bile top oynamadığı Mars'da yapıyor. Ben bir ara uzaylı falan çıkmasını bekledim aslında ama... Başka hikayeye. Bu arada vakit geçirmek için, mürettebattan arkadaşlarının giderken, geride kalan bilgisayarlarından diziler izliyor, disko müzikleri dinliyor. Her ne kadar disko müzikleri sevmese de... Malzeme bu kadar deyip dayanıyor, yavrucak. Mars'da gezi falan yapıyor. Mars'da Mars'da! Torunlarına anlatacak harika bir hikayesi var adamın ya! Of ulan gönderin Mars'a beni! Ama geri de alın. *.*

       Sanırım bitirmem 3 gün sürdü bu kitabı. O kadar fazla bana yabancı, matematiksel ve ya kimyasal terimler vardı ki, böyle aklım karman çorman oldu. Gerçekten, konu bu kadar iyi olmasa, yazarın dili kötü olsa okuyamazdım. İyi ki de okumuşum, bilim kurgu romanlarının arasında en iyisi...
    Çok esprili bir yazardı ya. Karakteri de aynı şekilde. Biraz küfürlü olsa da, sevdim ben bunları. Filmini daha izlemedim ama onuda bu yorumdan sonra izlemeyi planlıyorum. Umarım kitap kadar iyidir. Mark karakterini çok merak ediyorum cidden nasıl olacak.

  Acaba bu NASA adamları/kadınları hep böyle esprili midir? Gerçekte nasıllar merak ettim, kitaptakiler çok iyiydi çünkü.

    Dediğim gibi ayrıntıya giremiyorum fazla ama güzel bir kitaptı. Hele o kapaklar. İki basımda harikaydı. Ben film kapağa yetişebilsem de, eski kapağı da istiyorum ya. İlk kapak da öyle miydi bilmiyorum ama film kapağın verdiği his çok iyi ya. Dokunduğunda böyle anlatamadığım şimdi bir doku geliyor elinize. Perfecto!
     İthaki, Yabancı'dan sonra benim favori yayın evimdir. Seviyorum sizi ya. :D

       Bol kitaplı günler dilerim!





                   


      

İlknur Birdal - Karanlığın Külleri - Yorum + Alıntılar















                    Tanıtım bülteninden 



                    Bir adam, küllerinden yeniden doğabilir mi? Ve bir kadın, zifiri karanlık bir yüreğe ne kadar dokunabilir? Kalbini korumak için acımasız birine dönüşen bir adam ve aşkı için savaşmayı seçen bir kadın. Afra ve Devrim'in amansız mücadelesi...

        Amansız bir mücadeledir aşk: Kendinle savaşırsın, duygularında savaşırsın, sevdiğinle savaşırsın. Bir an gelir ayrılıkla savaşırsın. Acıyla, yokluğuyla, özlemiyle savaşırsın. Amansız savaşın hiç bitmez aslında. Aşık olduğunda savaşmayı göze almalısın. 

        " Seninle ben olmayacak Devrim biz olacağız. Bir bütün olacağız. Hem de öyle güzel olacağız ki, bakan hayran, duyan aşık olacak."


                       


                             





                      Kitap adı: Karanlığın Külleri
                  Kitap yazarı: İlknur Birdal
  Yayın evi: Postiga
Sayfa sayısı: 424
    Kitaba puanım: 10





Kitap yorumum



             Hepinize merhabaa! İlknur Birdal'ın ilk kitabı Satılık'dan sonra sıra Karanlığın Küllerinde. İlk kitap da ki Hüzün ve Devran'ın hikayesine aşık olmuştum zaten. Devran'ın ağabeyi Devrimi çok merak ediyordum. Merak ettiğim kadar vardı. İlk kitap'dan ufak bir hatırlatmayla başlayayım. Psikopati manyak karı -.- Selin'in ortalığı karıştırıp, geberip gitmesinin ardından böyle bir rahat nefes aldık ya kursağımızda kalacak illa. -.- Kadının kendi gitti ruhu hala ortada ya! Ben mutlu mesut ulan gitti manyak oh rahat rahat okurum derken, ulan hatun çıktı gene! Geberip gittin işte kızım yat yerinde -_- Ayh neyse sakinim. 

        Afra, başrol kızımız, ah bayıldım ben bu hatuna ya. Kızda ki azim, inat bende olsa, - çeyreği dahi olsa- başaramadığım şey olmazdı her halde. Afra Acar, genç yaşına rağmen başarılı bir iş kadını olmayı başarmıştır. Babasından kalan yönettiği bir mimarlık şirketi var. Şirketinin başarısı tamamen Afra'nın sayesinde. Babasının ölümünün ardından, batmak üzere olan şirketinin başına geçiyor. Staj için gittiği İtalya'da Devrim ile karşılaşıyor. Gerçi Devrim kızın varlığından bile bir haber olsa da, Afra, Devrime aşık oluyor. 6 yıl - şimdi tam şey yapamadım ama 6 yıldı sanırım- boyunca, adamı gizliden gizliden takip ettiriyor. Devrimin ölü sanıldığı dönemi, Selin manyağının yaptıklarına falan hep şahit... Tabi Devrim'in Seline olan aşkına da... Ama kalp bu kim söz geçirebilir? Vazgeçemiyor bir türlü adamdan. Ve sonunda Selin ölümce ortaya çıkma kararı alıyor. Devrim'in şirketi ile ortak bir işe giriyorlar. 

             Afra'ya o kadar çok üzüldüm ki... Yani Devrim o kadar çok kızın kalbini kırdı ki, bir ara yok lan okumayacağım ben bu kitabı! moduna girdim. Ama tabii okudum, okumamak ne demek? Hatta bir günde biten kitaplar arasına girdi.          Devrim... Ah Devrim... Sana da kızamıyorum ki. Afra'nın onu 6 yıldır takip ettiğini öğrendiğinde ister istemez korktu. Bir Selin vakası daha istemedi ama hatası buydu işte. Afra ile Selin asla bir karakterler olamaz. Selin gerçekten ruh hastası bir hatundu ya. Ölüp giderken bile yapacağını yaptı yani. Ama gene de bu Devrime, Afrayı bu kadar kırma hakkını vermiyordu bence. Devrim kendini fazla ifade edemeyen bir adamdı. Biraz da kırmaları bu yüzden. Yok ya direk kıt kıt! Bazı sahneler de ee yuh lan dedim yani. Tam bir tatlı öküz. -.- Ama adam güzel seviyor... Ya bu adamlar ne yaparlar yapsınlar kızgın kalamıyorum ya ona da sinir oluyorum. :D Afra kesinlikle aşkının peşinden koşmayı bilen bir kızdı. Kırıldı, üzüldü ama gene de vazgeçmedi. Vazgeçtim dediği yerler de bile, kalbi hep attı Devrim için. Devrim biraz geç gördü ama... Tabii ki de Devrim yaptıklarını çekti. Kıza ettikleri az mıydı? Ah ama ne güldüm ya. Afra'nın yaptıkları, Devrimi çileden çıkarması falan çok güzeldi. 
         Satılık kitabının karakterlerini de gördük bolcana. Hüzün, Devran. Umut, Aysel. Emir, Asi. Biraz da Poyraz vardı. Ben en çok Poyraz karakterini merak ediyorum ya. Hafiften bu kitap da yazarımız çıtlatmıştı bize. Sinir olacağımız, karakterler çıkacak! 
       İlknur Birdal, gerçekten çok iyi bir yazar. Dozunda, aşırıya kaçmadan yazıyor. Dili çok hoş. Sade, okunaklı... Ayrıca kendisi de çok tatlı! Tüyap'da tanıştık kendisiyle. Ya yanakları sevilesi kadın ya. *.* Üçüncü kitabını merakla bekliyorum. Çıkar çıkmaz okumak istiyorum. Bence sizde bu kitapları okuyun. 

Bol kitaplı günler dilerim!










Alıntılar



                Bu kadar zehirli bir duygunun insana mutluluk vermesi çok yanlıştı. Kalbini acıyla kasıp kavururken aynı zamanda serin sulara dalmış gibi ferahlık hissi vermesi doğru değildi.
 
  ***

"... Önce gelişlerini dört gözle beklemeye başladım, ardından geleceğin günleri iple çeker oldum. Sonra bir gün fark ettim ki ben çoktan seninle yanar olmuşum."

***

" Yalnız kalmak istiyorum derken tamamen yalnız kalmayı kast etmiştim Devrim."
" Seni yalnız bırakmayacağım... Gidersem kahrolayım."

***

" Karanlığın Külleri burada cehennem ateşiyle raks etti. Yanan ben oldum ama sana söz veriyorum yakan da ben olacağım."

Kafes - Josh Malerman - Yorum







                      Kitap adı: Kafes
                     Yazarı: Josh Malerman
                     Yayın evi: İthaki
                      Sayfa sayısı: 330
                      Kitaba puanım: 10




                 
                            Kitap yorumum


                      Hepinize merhaba! Yeni yılın ilk yorumunu giriyorum. Ufak tefek değişiklikler yaptım. Aslında sadece bir değişiklik yaptım. Artık puanlarımı on üzerinden vereceğim. Baya bir süredir yorum yapamıyorum ve çok kitap birikti. :/ Hemen başlıyorum o zaman... 
                 Kafes... Ah Allah'ım ne güzel bir kitap'tın sen öyle. Ne sevilesi, ne göğsüne bastırılası... Abartmıyorum cidden uzun zamandır ilk defa bir kitabı bir gece de oturup bitirdim. Biraz konusuna değindikten sonra yorumuma geçeceğim.               Kitap bir şimdiki zamanı anlatıyor ve bir de geçmiş zamanı. Normalde sevmem ben bu döngüyü ama bu sefer sevdim. Dünya bildiğimiz dünya gibi değil artık. Çoğu insan yaşamıyor bile. Yaşayanlar da her an ölümün eşiğinde. Eğer görmemeleri gereken şeyi görürlerse, delirip ölecekler. Malorie olayların 5 yıl üstünden sonra hayatta kalan sayılı insanların arasında. Şimdiki zamanda Malorie ve çocuklarının kurtulma hikayesini okuyoruz. Başka insanların olduğu yerlere gitmeye çalışıyorlar ancak yolları uzun... Çok uzun ve zor. Önlerinde tehlikeli bir nehir ve dışarıda yabancı oldukları canavarlar var. Diğer kısımda ise Malorie'nin geçmişini okuyoruz. Hayatında hiç görmediği bir avuç insanla tanışmasını ve onlarla hayatta kalma çabalarını. Ama insanlar delirmenin eşiğindeler. Kim bu durumda, başkalarına güvenebilir ki? 


                                 







        Bunu çok ciddi olarak söyleyebilirim ki açık ara farkla 2015'de okuduğum en iyi ve kaliteli romandır kendisi. Özgün, kaliteli... Okurken fazla ürkmedim ama aşırı heyecanlıydı. Öyle ki bırakamadım elimden. Bir bölüm daha, bir bölüm daha... Ve son. Uykusuz kaldım ama değdi. Çok kolay okunan bir kitaptı, ben genelde böyle süslene süslene bitiremedikleri cümlelerde olan kitapları fazla sevmem. Okuması rahat kitaplar daha bir hoşuma gider ve bu kitap da onlardandı. Ürpertici bir hikayesi vardı. Okurken sanki film izliyormuş gibi bir havadaydım bir de ya... Sevdim o yüzden. Karakterleri cidden çok sevdim. Tom... Ah bu kitap da bir Tom var her eve bir Tom yani... Ve karakterler gerçekten güçlülerdi. Malorie mesela; Okurken durup düşündüm ben olsam ne yapardım diye? Ve sanırım bu kadar güçlü duramazdım. Hele iki tane çocuk varsa ortada. 
     






( Tüyap günü o sırada o kadar bekledim ve böyle tatliş bir imza kaptım -_- )

            Ama acaba bir ikinci kitap var mıdır diye düşündüm. Kitap çok güzeldi, sonu mükemmeldi ama eksikti sanki. Yani ben o canavar, insan, uzaylı artık neyseler onların ne olduğunu merak ettim baya. Belki yazar kitabın esrarengiz tarafını korumak istedi ama keşke ikincisi çıksa diyorum ben. O bilinmeyen yaratıkları cidden merak ettim çünkü. Ve ortada bir hastalık var, ölümle sonuçlanan. Bir delilik. Ama ne oluyor, nasıl oluyor bilmiyoruz. Soru işareti kaldı kafamda baya. Gördüğüm kadarıyla da bir çok kişi benle hemfikir bu konuda. Umarım Josh devamını getirir bunun. 


Ve o kapak, o baskı... İç baskı... Aman Allah'ım! İthaki nasıl güzel bir iş çıkarmışsın sen ya! Ya içi de dışı da o kadar güzel ki... 2015 favori baskılarıma giriyor bu. ( Bu arada 2015 favori kitaplar ve favori kitap baskıları adlı bir yazı yazmayı düşünüyorum.) Bence alıp okumalısınız çünkü cidden pişman olmayacaksınız. 

Bol kitaplı günler dilerim!