14 Mayıs 2017 Pazar

Tekrar Ergen Olsam- Martı Yayınları - F.S UĞUZ - Kitap Yorumu

06:08, BY Rabia Yentür -
#alinti

" Ama neden kimseyle çıkmıyorsun? Yoksa beyaz atlı bir prens mi var?"

" Ben beyaz ata karşıyım. Birincisi siyah beyaz ayrımı yapılıyor. İkincisi neden kız erkeği bekliyor? Cinsiyet ayrımı..."



#kitapyorumu


Bugün çok güzel bir kitabın yorumu ile geldim size. Kısaca konusundan bahsedip, yorumuma geçmek istiyorum. Çünkü çoook uzun bir yorum olacak gibi.

Öykü çağımızın en büyük problemi olsan işsizlik ile başı belada olan genç bir kadın. Ayrıca kendisi Türkçe öğretmeni. Sonunda bir iş bulduğunda ise maaşının yatmaması çıkıyor karşısına. Bir gün hayatından sıkıldığını fark ettiğinde dersinin ortasında çıkıp gidiyor. Sevgilisi Kağan'da bir iç mimar fakat o da işsizlikle uğraşıyor. Torpilin işlediği bir dünyada hayata tutunmaya çalışan iki insan... Yeliz kızımın en yakın arkadaşı. Bir gün Yeliz'in zoruyla bir falcıya gidiyorlar. Öykü'nün sırası geldiğinde içeriye giriyor. Falcı kadın Öykü'den bir dilek dilemesini istiyor ve dileği ile alakalı bir eşya istiyor ondan. Kızımız dileğini içinden geçirdikten sonra olanlar oluyor. Ertesi sabah uyandığında Öykü ergenliğine dönmüş buluyor kendini. Ama bir sorun var. Geçmişe değil. Hala aynı zaman diliminde fakat kendisi ve falcıya dileği ile alakalı verdiği fotoğraftaki kişiler ve ailesi dışında diğer herkes yabancı.


Bu kitabı herkes okumalı. Bir zamanlar ergen olan yetişkinler, şimdinin ergenleri. Ergen diyorum diye de kızmayın ha sakın. Ergenlik şimdiki neslin bildiği gibi küfür değil, bizim bir parçamızdır.

Kitabı okurken eskileri özlediğimi fark ettim. 90'lar ve 2000'lerin başları. O zamanlar her şey ne kadar güzeldi. Dünya belki yine kötüydü ama biz farkında değildik. Şimdiki neslin asla bilemediği sokaklarımız vardı bizim. Sabahtan akşama kadar arkadaşlarımızla çeşitli çeşitli oynadığımız oyunlar vardı. Leblebi tozları, şekerler, para şekilli çikolatalar, küçük paketler de un kurabiyeleri ve daha nicesi.


  Müzikler bile ayrı güzeldi o zamanlar. Mesela kitabın sonunda ki bir parça; Bulutsuzluk Özlemi- Güneye Giderken. Zamanında ne dinlerdim. Özlediğimi fark edip tekrar açtım, şuanda bu yorumu yazarken dinliyorum hatta. Birçok sosyal mesaj vardı kitapta. Kadınlara olan ayrımcılık, tecavüzler, işsizlik, toplumsal ön yargılar, aman komşular ne der sorunsalları... Bunların yanında aşk, dostluk, sevgi, aile.
Yazar toplumumuzun en acı yaralarından vurmuştu kitapta. Trajikomik bir hikayeydi okuduğum. Hem güldüm, hem düşündüm. Ayrıca dilini de çok sevdim. Sanırım yazarın ilk kitabı. Oldukça başarılı. Ezilen işçiler, karın tokluğuna çalışanlar, üniversite mezunu olup iş bulamadığından evde oturanlar. Gündüz kuşağı programları. Oraya çıkıp da kendini küçük düşüren bir sürü insan... Evi yok diye küçümsenenler, artık yasal kadın pazarlama olan bir sürü programlar...
İnsanlığı unuttuğumuzu hatırlattı bir kez daha bana bu kitap. Farkında değiliz ama o izlediğimiz programlar beynimize işleyip, bizi birer robota çeviriyorlar. Küçücük çocuklar onara özeniyor. Akşam kuşağı da aksi değil maalesef. Kitabın bir bölümünde de yazdığı gibi eskiden filmler de iyilik vardı, sevgi vardı, aşk vardı, fakirler vardı, yardımlaşma vardı. Güzel çirkin ayrımı yoktu bir kere. Şimdi konaklar, köşkler, yüzü daha çok güzel olduğu için kayrılanlar, eniştesinin karısına göz dikenler ve daha niceleri.
Bir bir yüzünüze vuruyor bu kitap. Yorumu çok uzattım farkındayım. Son bir alıntı ile bitireceğim. Yazarımızın emeğine sağlık. Başarılar dilerim hayatında sana güzel insan.

#alinti

" Herkes kendi hayatının süper kahramnı olsa keşke," dedim kendi kendime, " eminim herkes şuan olduğum kadar mutlu olurdu."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

14 Mayıs 2017 Pazar

Tekrar Ergen Olsam- Martı Yayınları - F.S UĞUZ - Kitap Yorumu

#alinti

" Ama neden kimseyle çıkmıyorsun? Yoksa beyaz atlı bir prens mi var?"

" Ben beyaz ata karşıyım. Birincisi siyah beyaz ayrımı yapılıyor. İkincisi neden kız erkeği bekliyor? Cinsiyet ayrımı..."



#kitapyorumu


Bugün çok güzel bir kitabın yorumu ile geldim size. Kısaca konusundan bahsedip, yorumuma geçmek istiyorum. Çünkü çoook uzun bir yorum olacak gibi.

Öykü çağımızın en büyük problemi olsan işsizlik ile başı belada olan genç bir kadın. Ayrıca kendisi Türkçe öğretmeni. Sonunda bir iş bulduğunda ise maaşının yatmaması çıkıyor karşısına. Bir gün hayatından sıkıldığını fark ettiğinde dersinin ortasında çıkıp gidiyor. Sevgilisi Kağan'da bir iç mimar fakat o da işsizlikle uğraşıyor. Torpilin işlediği bir dünyada hayata tutunmaya çalışan iki insan... Yeliz kızımın en yakın arkadaşı. Bir gün Yeliz'in zoruyla bir falcıya gidiyorlar. Öykü'nün sırası geldiğinde içeriye giriyor. Falcı kadın Öykü'den bir dilek dilemesini istiyor ve dileği ile alakalı bir eşya istiyor ondan. Kızımız dileğini içinden geçirdikten sonra olanlar oluyor. Ertesi sabah uyandığında Öykü ergenliğine dönmüş buluyor kendini. Ama bir sorun var. Geçmişe değil. Hala aynı zaman diliminde fakat kendisi ve falcıya dileği ile alakalı verdiği fotoğraftaki kişiler ve ailesi dışında diğer herkes yabancı.


Bu kitabı herkes okumalı. Bir zamanlar ergen olan yetişkinler, şimdinin ergenleri. Ergen diyorum diye de kızmayın ha sakın. Ergenlik şimdiki neslin bildiği gibi küfür değil, bizim bir parçamızdır.

Kitabı okurken eskileri özlediğimi fark ettim. 90'lar ve 2000'lerin başları. O zamanlar her şey ne kadar güzeldi. Dünya belki yine kötüydü ama biz farkında değildik. Şimdiki neslin asla bilemediği sokaklarımız vardı bizim. Sabahtan akşama kadar arkadaşlarımızla çeşitli çeşitli oynadığımız oyunlar vardı. Leblebi tozları, şekerler, para şekilli çikolatalar, küçük paketler de un kurabiyeleri ve daha nicesi.


  Müzikler bile ayrı güzeldi o zamanlar. Mesela kitabın sonunda ki bir parça; Bulutsuzluk Özlemi- Güneye Giderken. Zamanında ne dinlerdim. Özlediğimi fark edip tekrar açtım, şuanda bu yorumu yazarken dinliyorum hatta. Birçok sosyal mesaj vardı kitapta. Kadınlara olan ayrımcılık, tecavüzler, işsizlik, toplumsal ön yargılar, aman komşular ne der sorunsalları... Bunların yanında aşk, dostluk, sevgi, aile.
Yazar toplumumuzun en acı yaralarından vurmuştu kitapta. Trajikomik bir hikayeydi okuduğum. Hem güldüm, hem düşündüm. Ayrıca dilini de çok sevdim. Sanırım yazarın ilk kitabı. Oldukça başarılı. Ezilen işçiler, karın tokluğuna çalışanlar, üniversite mezunu olup iş bulamadığından evde oturanlar. Gündüz kuşağı programları. Oraya çıkıp da kendini küçük düşüren bir sürü insan... Evi yok diye küçümsenenler, artık yasal kadın pazarlama olan bir sürü programlar...
İnsanlığı unuttuğumuzu hatırlattı bir kez daha bana bu kitap. Farkında değiliz ama o izlediğimiz programlar beynimize işleyip, bizi birer robota çeviriyorlar. Küçücük çocuklar onara özeniyor. Akşam kuşağı da aksi değil maalesef. Kitabın bir bölümünde de yazdığı gibi eskiden filmler de iyilik vardı, sevgi vardı, aşk vardı, fakirler vardı, yardımlaşma vardı. Güzel çirkin ayrımı yoktu bir kere. Şimdi konaklar, köşkler, yüzü daha çok güzel olduğu için kayrılanlar, eniştesinin karısına göz dikenler ve daha niceleri.
Bir bir yüzünüze vuruyor bu kitap. Yorumu çok uzattım farkındayım. Son bir alıntı ile bitireceğim. Yazarımızın emeğine sağlık. Başarılar dilerim hayatında sana güzel insan.

#alinti

" Herkes kendi hayatının süper kahramnı olsa keşke," dedim kendi kendime, " eminim herkes şuan olduğum kadar mutlu olurdu."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder